sessizlik her seyin ustunu ortebilir. ama susma. konus.
ne kadar konusulmayan duygu varsa hepsi en olmadik yerden patlak veriyor. (bkz. wanderlust s01e05)
odadaki fili gormezden gelmek adina, kendine yeni problemler yaratma.
ozellikle cevrende seni seven insanlara bu yuzden catma.
annenle aran iyi, babanla iyi, sevgilinle iyisin, kardesinle iyisin.
donup de bunlara bok atma.
bagir, agla, yastiklara yumruk at.
konus, dusun, dinle.
12.11.18
8.10.18
letzte 4 Monate
Ich hab viele Ebene der Warterei erlebt. Ab und zu hatte ich unruhigene Nächte. Zu viel Tränen, zu wenig Glück.. Es ist ca. 4 Monaten lang her, dass wir um das Visum beworben haben. Ich glaube, das ist unsere Herausforderung. Warten ohne zu arbeiten ist eine große Problem für uns, weil wir an das Arbeiten gewöhnt sind. In dieser Zeit habe ich Drogen, Medikamenten oder Alkohol genommen, um mich zu beruhigen. Ich hab mich geschadet -und natürlich meine Familie und ihn. Ich hab mich von meinen Freundinnen entfernt. Ich habe mit niemandem sprechen wollen. Deshalb habe ich mich tot gestellt. Nur mit meiner Schwester, Mutter und B. konnte ich sprechen.
Zuerst war es alles in bester Ordnung. Dann hat es nicht geklappt. Wenn ich am Sommer 2018 gedacht hätte, hätte ich angenommen, dass ich und B. in Deutschland sein würden. Leider sind wir immer noch hier und meine Hoffnungen auf unsere neue Lebens baut tagtäglich ab. Ich muss mich jeden Tag zwingen zu erinnern: Was habe ich erreicht? (Du bist viele Vorstellungsgesprächs eingeladen worden und du hast mit ihr auf Deutsch gesprochen!) Wie schnell konnte ich Deutsch? (Ungefähr dauert es 1 Jahr, um das B2-Niveau zu erreichen.) Außer dem Visumsprozess, wie glücklich bin ich? (Du bist sehr glücklich und verliebt in ihn. Auf ihn kannst du Häuser bauen- jedenfalls!)
Ich versuche, zweimal pro Woche Joga zu machen, das Rauchen (besonders Gras) aufzugeben, mich mit Menschen, die auf mich positive Wirkung haben, zu treffen und vor der Zukunft kein Angst zu haben. Das ist mein Leben, ich hab meine Wahl und ich muss mehr warten. Mal sehen..
Zuerst war es alles in bester Ordnung. Dann hat es nicht geklappt. Wenn ich am Sommer 2018 gedacht hätte, hätte ich angenommen, dass ich und B. in Deutschland sein würden. Leider sind wir immer noch hier und meine Hoffnungen auf unsere neue Lebens baut tagtäglich ab. Ich muss mich jeden Tag zwingen zu erinnern: Was habe ich erreicht? (Du bist viele Vorstellungsgesprächs eingeladen worden und du hast mit ihr auf Deutsch gesprochen!) Wie schnell konnte ich Deutsch? (Ungefähr dauert es 1 Jahr, um das B2-Niveau zu erreichen.) Außer dem Visumsprozess, wie glücklich bin ich? (Du bist sehr glücklich und verliebt in ihn. Auf ihn kannst du Häuser bauen- jedenfalls!)
Ich versuche, zweimal pro Woche Joga zu machen, das Rauchen (besonders Gras) aufzugeben, mich mit Menschen, die auf mich positive Wirkung haben, zu treffen und vor der Zukunft kein Angst zu haben. Das ist mein Leben, ich hab meine Wahl und ich muss mehr warten. Mal sehen..
25.8.18
o kadar uzun zamandir bekliyorum ki neyi ve neden bekledigimi unuttum. o bekledigim sey oldugunda sevinir miyim, onu bile bilmiyorum.
kendimi sakinlestiremiyorum. sabah 6 oluyor, gozumu kirpmamisim. en ufak bir ses dikkatimi dagitiyor. tirnaklarimin kenari kaniyor, sag basparmagimin kenari soyulmus mesela. isira isira dudaklarimi da kanatmisim. sag bacagimin arkasinda inanilmaz bir agri var. sabahlara kadar uyuyamiyorum. surekli o bacagim "burdayim" diyor, "burdayim, hicbir yere gitmeyecegim. bu agri hep burada kalacak. senin burada sıkışıp kalman gibi." aklimi ise kapatamiyorum. surekli konusuyor. ne diyor?
"vize alabilecek miyim? vizeyi aldigimda hastane beni hala isteyecek mi? hala almanca konusabiliyor muyum? daha ne kadar issiz kalacagim? almanya'da tutunabilecek miyim? bunlarin hepsi bosuna mi?"
bunlarin hepsi bosuna miydi?
emeklerim, ozverilerim, streslerim, bu ugurda doktugum paralar..
elimden gelen her seyi yaptim ama yine de yetmiyor. insan kendini cok aciz hissediyor. bu yuzden daha da gozume batiyor her sey: issizligim, evsizligim, bu yasta hala arafta kalmis olmam..
kendimi sakinlestiremiyorum. sabah 6 oluyor, gozumu kirpmamisim. en ufak bir ses dikkatimi dagitiyor. tirnaklarimin kenari kaniyor, sag basparmagimin kenari soyulmus mesela. isira isira dudaklarimi da kanatmisim. sag bacagimin arkasinda inanilmaz bir agri var. sabahlara kadar uyuyamiyorum. surekli o bacagim "burdayim" diyor, "burdayim, hicbir yere gitmeyecegim. bu agri hep burada kalacak. senin burada sıkışıp kalman gibi." aklimi ise kapatamiyorum. surekli konusuyor. ne diyor?
"vize alabilecek miyim? vizeyi aldigimda hastane beni hala isteyecek mi? hala almanca konusabiliyor muyum? daha ne kadar issiz kalacagim? almanya'da tutunabilecek miyim? bunlarin hepsi bosuna mi?"
bunlarin hepsi bosuna miydi?
emeklerim, ozverilerim, streslerim, bu ugurda doktugum paralar..
elimden gelen her seyi yaptim ama yine de yetmiyor. insan kendini cok aciz hissediyor. bu yuzden daha da gozume batiyor her sey: issizligim, evsizligim, bu yasta hala arafta kalmis olmam..
6.6.18
12.5.18
+ lady bird.. is that your given name?
- yeah, i gave it to myself. it's given to me by me.
bugun uzun ertelemelerim sonucunda nihayet lady bird'u izledim. istanbul'a indigimden beri hava cok kapali ve yagisliydi. uzun zamandan beri ilk kez o guzel gunes kendini gosterdi. baharda oldugumuzu hatirlatti. koltuga kuruldum ve izlemeye basladim. kapattigimda topuklarimi kicima vurdurarak kosup gidip annemle babama sarilmak istedim.
cok zor bir ergenlik gecirdim. bunu gecirirken de fark ediyordum ama tum bu zorluk bir tek benim icin var saniyordum. halbuse yillar gectikce bu zorlugun karsilikli oldugunu anliyorum. annemle babam da o yillarda "benim gibi" bir evlatla ne yapacaklarini bilememislerdi. bilememek. bu kadar naif aslinda. ellerinden geleni yapmislardi. ama onlar icin de yeni olan seyler vardi: bir kere ilk kez ebeveyn olmuslardi. hayatlarinda ilk kez 16 yasinda kiz cocuklari vardi. bu kiz inatti, orta yolu bulmazdi, istedigini yapmak isterdi. adana'ya sigmazdi, buyuk hayalleri vardi. solculukla, feminizmle alakali kitaplar okur, istanbul'da muzik festivallerine gitmek isterdi. adana'da olmayi unutturmanin yolu olarak interneti bulmustu ve yasindan buyuk insanlarla arkadasliklar ediyordu. siyasi seylere bulasacagim diye korkan annemin, cokesliligi savunan kitaplari okudugumu gorunce endiselenen babamin suratini unutamam. ve bu surecte onlarla arama nasil bir duvar ordugumu de. caliskan ve basarili evlat goruntusunun arkasindaki ikili yasantimi, universitede de surdurmustum. geriye donup bakinca bana karsi sabirli bile davranmislar diyorum. saclarim masmaviyken beni koyde bayramlasmaya goturduklerinde eminim hayatlarinda hic boyle bir an'i hayal bile etmemislerdi. ya da kendini bilmez ahbaplarinin benim hakkinda bir sey soylemesine asla izin vermezlerdi. beni oyle ya da boyle kabul etmislerdi. bunca yil "beni neden gormuyorsunuz? kabul etmiyorsunuz?" desem de asil kabullenmeyen tarafin ben oldugumu cok gec anladim. ben onlari kabullenemiyordum. ben kendime cok farkli bir aile hayal etmistim. ama elimde boyle bir aile vardi. ben lady diana'nin kizi degildim. ben kadirlili birisiydim. anne ve babami kabullenmem, gec oldu ama beni cok ferahlatti. ve bunun ustune cevremdeki diger aileleri de gorup degerlendirince, ne kadar buyuk bir lutuf olduklarini daha da iyi anladim. birkac hafta once almanya'da hasta, caresiz ve mutsuz bir sekilde sokaklarda aglarken telefonun diger ucunda onlar vardi. benimle beraber uzulup, benimle beraber heyecanlanip, benimle beraber sevindiler. eskiden olsa mutluluklarimi arkadaslarimla paylasirdim. oysa su anda anneme kosmak, babama sarilmak, hep beraber bunlari kutlamak istiyorum.
gercek ailem ve sectigim ailemle beraber huzurlu, mutlu zamanlar gecirmek istiyorum. biliyorum onumde cok zorluklar var ama beni bu surecte en cok ayakta tutan sey stadtgarten'da tek basima dolasirken kurdugum hayal: insanlarimla beraber buralarda gezmek.
bir lady bird filminden nerelere geldim. olsun, insan iyi ki buyuyormus.
5.3.18
hicbir sey yapmak istemiyorum ve su anda inanilmaz umutsuzum. gitmek istedigim yer, dev bir belirsizlik denizi ve bende anksiyete yaratiyor. bulundugum yerdeki kopruleri de oyle bir yaktim ki burada da gelecegim yok. keske ogrenciligime donebilsem.
bugun bogazici'nde kahvalti yaparken ogrencilere bakip tam bunu diledim. tekrar 22-23 yasinda olabilmeyi.. o gunlere donebilmeyi degil de su anki kafamla, kosullarimla, sevdigim insanla beraber o yasa donebilmeyi isterdim. ah! insanlar 50'lerinden sonra ikinci baharlarini yasarken nasil gecmisten pismanlik duymamaya dayaniyorlar? (belki de geriye bakmayi kestikleri ve "su an"a minnettar kalabildikleri icindir.)
aklimda asla "burada mi kalsaydim?" ya da "keske bu yola hic girismeseydim" cumleleri donmuyor. aksine buraya baktikca "umarim gidebilirim" diyorum. cunku kendimi ikna etme girisimim esnasinda burayi curuttum. kopruleri yaktim. ve tum bu surecte burasi kendi kendini de yok etti. herkes kabuguna cekildi, o eski parlak guluslerimiz yok artik. herkes kendi hayatina bakiyor. insanlar evleniyor, cocuklar doguruluyor, uzmanliklar tamamlaniyor, yeni evlere tasiniliyor. herkes hayatini kurmaya basliyor.
peki ben ne yapiyorum?
eskiyi yiktim ama yeniyi kurabiliyor muyum?
eskiden "gelecek" diye dusundugum sey oyle umut dolu, oyle parlakti ki bugunlerle alakasi yoktu. peki ben ne zaman bu belirsizliklerden kurtulup, net bir sey gormeyi basarabilecegim? guluyorum, egleniyorum ama icimde hep bir huzursuzluk var. oldugum yeri garipsiyorum. ne adim atabiliyorum, ne de gorebiliyorum. kendimi hic bu kadar caresiz hissetmemistim. ve eminim bundan beterleri de siradadir. (nasil da iyimserim!)
hayatimin en buyuk sinavlarindan birini veriyorum. aslinda tek yapmam gereken akil sagligimi yitirmeden beklemeye dayanabilmek. hicbir sey icin gec degil. sadece dayan. dayan. dayan. dayan. dayan.
bugun bogazici'nde kahvalti yaparken ogrencilere bakip tam bunu diledim. tekrar 22-23 yasinda olabilmeyi.. o gunlere donebilmeyi degil de su anki kafamla, kosullarimla, sevdigim insanla beraber o yasa donebilmeyi isterdim. ah! insanlar 50'lerinden sonra ikinci baharlarini yasarken nasil gecmisten pismanlik duymamaya dayaniyorlar? (belki de geriye bakmayi kestikleri ve "su an"a minnettar kalabildikleri icindir.)
aklimda asla "burada mi kalsaydim?" ya da "keske bu yola hic girismeseydim" cumleleri donmuyor. aksine buraya baktikca "umarim gidebilirim" diyorum. cunku kendimi ikna etme girisimim esnasinda burayi curuttum. kopruleri yaktim. ve tum bu surecte burasi kendi kendini de yok etti. herkes kabuguna cekildi, o eski parlak guluslerimiz yok artik. herkes kendi hayatina bakiyor. insanlar evleniyor, cocuklar doguruluyor, uzmanliklar tamamlaniyor, yeni evlere tasiniliyor. herkes hayatini kurmaya basliyor.
peki ben ne yapiyorum?
eskiyi yiktim ama yeniyi kurabiliyor muyum?
eskiden "gelecek" diye dusundugum sey oyle umut dolu, oyle parlakti ki bugunlerle alakasi yoktu. peki ben ne zaman bu belirsizliklerden kurtulup, net bir sey gormeyi basarabilecegim? guluyorum, egleniyorum ama icimde hep bir huzursuzluk var. oldugum yeri garipsiyorum. ne adim atabiliyorum, ne de gorebiliyorum. kendimi hic bu kadar caresiz hissetmemistim. ve eminim bundan beterleri de siradadir. (nasil da iyimserim!)
hayatimin en buyuk sinavlarindan birini veriyorum. aslinda tek yapmam gereken akil sagligimi yitirmeden beklemeye dayanabilmek. hicbir sey icin gec degil. sadece dayan. dayan. dayan. dayan. dayan.
27.2.18
hayatimda ilk defa bu kadar uzun sure yurtdisinda yasadim.
hayatimda ilk defa birisiyle bu kadar uzun sure beraber yasadim.
ve ikisi de cok guzel deneyimlerdi.
tabi kendi evimde olmamak, ilk gunler pms'in de etkisiyle cok zorluydu. olay turkiye'yi ya da oradaki insanlari ozlemek degildi. olay, oldugum yere sigamayisim, bulundugum yerde rahat hissetmememdi. her sey yabanci geliyordu. bana! yillarin alman hayrani dide'ye her sey yabanci gelirse, digerleri napsin? hakkini odeyemem ki b. bana cok destek oldu. oradayken kendimden mesuldum, issizdim, ogrenciydim, odevlerim vardi yapiyordum. buraya gelince, sinavi gecmis olmanin verdigi ozguvenle her sey daha iyi olur sandim. oysa olmadi.
korkuyorum.
oyle korkuyorum ki uykularim kaciyor.
oyle korkuyorum ki alkole siginmak istiyorum.
ancak vazgecemem. bunun icin her seyi silip attim. bu yola girdim. bunu deneyecegim.
olay kendime sefkat veya sabir gostermek ve destek olmaya gelince yine basaramiyorum. yine hircinlasiyorum. yine kendi ayagima sikiyorum.
yapma, nolur yapma.
bir seyler degismis olsun amk artik. 27 yasina geldim. su hircinligi bir kenara birakayim artik.
sakinlik istiyorum. umudumu kaybetmemek istiyorum.
harika bir 2 ay gecirdim. kendimden beklemedigim kadar ileriye gidebilecegimi gordum.
bu yuzden ve pek cok sebepten, bunu yapacagim. bunu yapmaliyim.
hayatimda ilk defa birisiyle bu kadar uzun sure beraber yasadim.
ve ikisi de cok guzel deneyimlerdi.
tabi kendi evimde olmamak, ilk gunler pms'in de etkisiyle cok zorluydu. olay turkiye'yi ya da oradaki insanlari ozlemek degildi. olay, oldugum yere sigamayisim, bulundugum yerde rahat hissetmememdi. her sey yabanci geliyordu. bana! yillarin alman hayrani dide'ye her sey yabanci gelirse, digerleri napsin? hakkini odeyemem ki b. bana cok destek oldu. oradayken kendimden mesuldum, issizdim, ogrenciydim, odevlerim vardi yapiyordum. buraya gelince, sinavi gecmis olmanin verdigi ozguvenle her sey daha iyi olur sandim. oysa olmadi.
korkuyorum.
oyle korkuyorum ki uykularim kaciyor.
oyle korkuyorum ki alkole siginmak istiyorum.
ancak vazgecemem. bunun icin her seyi silip attim. bu yola girdim. bunu deneyecegim.
olay kendime sefkat veya sabir gostermek ve destek olmaya gelince yine basaramiyorum. yine hircinlasiyorum. yine kendi ayagima sikiyorum.
yapma, nolur yapma.
bir seyler degismis olsun amk artik. 27 yasina geldim. su hircinligi bir kenara birakayim artik.
sakinlik istiyorum. umudumu kaybetmemek istiyorum.
harika bir 2 ay gecirdim. kendimden beklemedigim kadar ileriye gidebilecegimi gordum.
bu yuzden ve pek cok sebepten, bunu yapacagim. bunu yapmaliyim.
24.10.17
20.10.17
14.8.17
8.8.17
14.6.17
26 yasina geldim. yillardir tek basima yasiyorum istanbul'da. tek basima oto sanayiye arabami goturuyorum. tek basima su borusu tamir ediyorum. kimisinin ablasiyim, doktoruyum, kimisinin dostu, kimisinin sevgilisi, kimisinin komsusu.. ama su hayatta hala evlat olmayi becerebildigim soylenemez. inatla anlayamiyorum bu isin ince dengesini? nerede ebeveynlerimin beklentileri bitiyor ve nerede benim hayatim basliyor, cozemiyorum. her seyi net bir sekilde gormeye, kusbakisi ile hayati idame ettirmeye calisan dide'nin kontrollu yapisini alt ust ediyor tabi ki bu durum. zira olan biteni gorebilsem bile, ustesinden gelebildigim soylenemez. su aileye dair bildigim seyler, surekli ogrenip unuttuklarim, o kadar cok ki!
annemin attachment sorunlari var. erken yasta ailesinden ayri kalmasi gerekmis, parasiz yatiliya gitmis. furuzan romani gibi anadolu kokan anilari var. devletci bir yapisi var. iyilige ve allaha inaniyor. ve bu onu huzurlu kiliyor. benim de basimi agritmasini azaltiyor. bu yuzden annem ve allah arasina girmiyorum. annem kendi erken donemde yasadigi ayriligi ve ebeveynlerinin cook yasli olmasi sebebiyle aileye doymus diyemeyiz. allahtan babam evcimen de romantik olmasa bile annem hayalindeki aile yasantisini surdurebiliyor. annem kontrol etmeyi sever, bir tek beni kontrol edemez. o zaman da vicdan kozunu oynar. annemin benimle alakali cok farkli bir ideasi vardi ama bendeniz ailenin kara koyunu oldugum icin, annesel beklentilere tepki her seyi yaptim. ilk gozagrisi olmam bir yana, meslektas olmamizin da benimle olan iliskisinde onemli bir yeri var. dilara'ya karismadigi kadar bana karisiyor, bana dair beklentiler buyutuyor. her seferinde de yikiyorum bu beklentileri (bkz. erkek secimleri, kariyer secimleri..) ama o da bir turlu bikmiyor tekrar beklenti duymaktan. boyle bir danisikli dovus bizimkisi. ne yardan ne serden demisler. oyle iste. annem nasil ki beni tutup icine sokarak sevmek istiyorsa, ben de ondan o kadar uzaklasarak sevmek istiyorum onu. uzaktan, uzaktan. ama icime kismen dogan sey ise ben ne kadar bunu istesem de ailemin saglik durumlari nedeniyle onlardan uzaklasamayacagim ve gencligimde aileme cektirdigim uzuntuleri, yasliliklarinda onlara bakarak odeyecegim yonunde.
umarim yanilirim.
babama ne zaman saygi duymayi biraktik, hic bilmiyorum. en baslangicta bir korku unsuruydu, surekli azarlardi, bagirirdi, surekli korkuturdu. gozyaslarim dokuldukce daha cok kizardi: niye bu kadar sulugozsun, neden agliyorsun her seye, guclu olsana! babamin takintisi guclu olmak, intihari anlayamayacak kadar empati yoksunu bir insan. kendisi kaya kadar guclu ama bu hareketsizliginden kaynaklaniyor. dusunuyorum da hayatta ne zorluk yasadi diye, yok bulamiyorum. hayatta bir seylere elini uzatmadigi icin o el hic yorulmadi da. ama benden beklentileri cok karisik: misal karinca gibi caliskan olan annemin benden kariyer beklemesini anlayabiliyorum, fakat babam? sen kimsin ki? sen neden yani? sen bir kere hayati salivermissin, rolantide gidiyorsun. beni hengamenin icine atmak ve ondan da sagsalim bir ruh haliyle cikabilmemi neden istersin? ha bunu istiyorsun, bir yandan da evinin kadini ol, cocuklarinin anasi ol diyorsun. tasak mi geciyorsun derler adama, ama iste babasin diye sana diyemiyorum. yasim ilerledikce bu ebeveynlerin torun ve evlilik beklentisi beni daha da hayrete dusuruyor. keske 3. cocugu kendileri yapsalarmis da su anda benden torun beklentisinde olmasalarmis. ben de tabi ki bilerek ve bilmeyerek bu ihtimali oteliyorum: sevgili secimlerimle, kariyer secimlerimle.. yine donduk geldik ayni noktaya yani.
ya su ergenligi animsatan "ailenin inadina hareket etme" huyumu ne zaman birakacagim acaba? yapmiyorum diyorum ama donup hareketlerime baktigimda yine bir inat buluyorum. o inadi kirsam, kendime sarilsam, kendimi dinlesem, ne iyi olacak.
ben ne istiyorum?
ben aslinda oyle lanse ettigim gibi evlilik karsiti, cocuk dusmani degilim. sadece optimum kosullara inaniyorum ve henuz o kosullarda olmadigim icin boyle bir beklentiye girmiyorum. henuz yerim yurdum belli degil. tamam, sevdigim bir adam var ama bakalim o kim, nasil birisi, benimle olmak istiyor mu, bunlari bilmiyorum. ki ben cok bilmek ve guvenmek isteyen bir insanimdir!
ozetle altindan kalkamadigim durum, bendeki uzaklasma arzusu ve annemlerin beni dizinin dibinde isteme halinin hicbir uzay noktasinda kesismeyecek olmasi. terapistimin ve kardesimin dedigi gibi 26 yildir yapamadigim seyi yapip ailemi kabullensem, belki bir seyler olur. surekli onlarin beni kabullenemedigini soylemek kolay olani, oysa ben de onlari kabullenemiyorum. aile sanki cok onemli olmaliymis gibi geliyor. diger ucta da aile hicbir seyimizdir gercegi yatiyor. arasini bulamiyorum. tutturamiyorum. ve tutturanlara ozeniyorum.
annemin attachment sorunlari var. erken yasta ailesinden ayri kalmasi gerekmis, parasiz yatiliya gitmis. furuzan romani gibi anadolu kokan anilari var. devletci bir yapisi var. iyilige ve allaha inaniyor. ve bu onu huzurlu kiliyor. benim de basimi agritmasini azaltiyor. bu yuzden annem ve allah arasina girmiyorum. annem kendi erken donemde yasadigi ayriligi ve ebeveynlerinin cook yasli olmasi sebebiyle aileye doymus diyemeyiz. allahtan babam evcimen de romantik olmasa bile annem hayalindeki aile yasantisini surdurebiliyor. annem kontrol etmeyi sever, bir tek beni kontrol edemez. o zaman da vicdan kozunu oynar. annemin benimle alakali cok farkli bir ideasi vardi ama bendeniz ailenin kara koyunu oldugum icin, annesel beklentilere tepki her seyi yaptim. ilk gozagrisi olmam bir yana, meslektas olmamizin da benimle olan iliskisinde onemli bir yeri var. dilara'ya karismadigi kadar bana karisiyor, bana dair beklentiler buyutuyor. her seferinde de yikiyorum bu beklentileri (bkz. erkek secimleri, kariyer secimleri..) ama o da bir turlu bikmiyor tekrar beklenti duymaktan. boyle bir danisikli dovus bizimkisi. ne yardan ne serden demisler. oyle iste. annem nasil ki beni tutup icine sokarak sevmek istiyorsa, ben de ondan o kadar uzaklasarak sevmek istiyorum onu. uzaktan, uzaktan. ama icime kismen dogan sey ise ben ne kadar bunu istesem de ailemin saglik durumlari nedeniyle onlardan uzaklasamayacagim ve gencligimde aileme cektirdigim uzuntuleri, yasliliklarinda onlara bakarak odeyecegim yonunde.
umarim yanilirim.
babama ne zaman saygi duymayi biraktik, hic bilmiyorum. en baslangicta bir korku unsuruydu, surekli azarlardi, bagirirdi, surekli korkuturdu. gozyaslarim dokuldukce daha cok kizardi: niye bu kadar sulugozsun, neden agliyorsun her seye, guclu olsana! babamin takintisi guclu olmak, intihari anlayamayacak kadar empati yoksunu bir insan. kendisi kaya kadar guclu ama bu hareketsizliginden kaynaklaniyor. dusunuyorum da hayatta ne zorluk yasadi diye, yok bulamiyorum. hayatta bir seylere elini uzatmadigi icin o el hic yorulmadi da. ama benden beklentileri cok karisik: misal karinca gibi caliskan olan annemin benden kariyer beklemesini anlayabiliyorum, fakat babam? sen kimsin ki? sen neden yani? sen bir kere hayati salivermissin, rolantide gidiyorsun. beni hengamenin icine atmak ve ondan da sagsalim bir ruh haliyle cikabilmemi neden istersin? ha bunu istiyorsun, bir yandan da evinin kadini ol, cocuklarinin anasi ol diyorsun. tasak mi geciyorsun derler adama, ama iste babasin diye sana diyemiyorum. yasim ilerledikce bu ebeveynlerin torun ve evlilik beklentisi beni daha da hayrete dusuruyor. keske 3. cocugu kendileri yapsalarmis da su anda benden torun beklentisinde olmasalarmis. ben de tabi ki bilerek ve bilmeyerek bu ihtimali oteliyorum: sevgili secimlerimle, kariyer secimlerimle.. yine donduk geldik ayni noktaya yani.
ya su ergenligi animsatan "ailenin inadina hareket etme" huyumu ne zaman birakacagim acaba? yapmiyorum diyorum ama donup hareketlerime baktigimda yine bir inat buluyorum. o inadi kirsam, kendime sarilsam, kendimi dinlesem, ne iyi olacak.
ben ne istiyorum?
ben aslinda oyle lanse ettigim gibi evlilik karsiti, cocuk dusmani degilim. sadece optimum kosullara inaniyorum ve henuz o kosullarda olmadigim icin boyle bir beklentiye girmiyorum. henuz yerim yurdum belli degil. tamam, sevdigim bir adam var ama bakalim o kim, nasil birisi, benimle olmak istiyor mu, bunlari bilmiyorum. ki ben cok bilmek ve guvenmek isteyen bir insanimdir!
ozetle altindan kalkamadigim durum, bendeki uzaklasma arzusu ve annemlerin beni dizinin dibinde isteme halinin hicbir uzay noktasinda kesismeyecek olmasi. terapistimin ve kardesimin dedigi gibi 26 yildir yapamadigim seyi yapip ailemi kabullensem, belki bir seyler olur. surekli onlarin beni kabullenemedigini soylemek kolay olani, oysa ben de onlari kabullenemiyorum. aile sanki cok onemli olmaliymis gibi geliyor. diger ucta da aile hicbir seyimizdir gercegi yatiyor. arasini bulamiyorum. tutturamiyorum. ve tutturanlara ozeniyorum.
1.6.17
aramızda aşktan daha iyi bir şey var: suç ortaklığı
guzel bir hayalin pesinden gidiyorum, yine hayatimi erteliyorum, buyuklerin dedigi gibi bizim jenerasyonun doymak bilmezligiyle mi yoksa hayatta ne yapmak istedigimi bilemeyecek kadar acemi olmamdan mi kaynaklaniyor bunlar, kestiremiyorum, bu soruya cevap verebilsem bir onemi var mi, bilmiyorum, tek bildigim -evet belki de hakikaten nankor ve tatminsiz bir jenerasyonuz ama- dunyanin cok zor bir zamaninda ve zor bir cografyasinda yasadigimiz.. iyilige dair, umuda dair inancim her gecen gun yitip giderken tutundugum tek sey bu hayaller. kendim ve sevdiklerim icin kurdugum hayaller. beraber huzurlu bir ani paylasabildigimiz gelecek gunler. gelecek mi hakikaten? bu hayallerim olmazsa, akil sagligima nasil sahip cikabilirim bilmiyorum. sen olmasan, bu kadar buyuk dusunebilir miydim, kendimi bu kadar guclu hissedebilir miydim bilmiyorum. tum bu kotuluk ve cirkinlik icerisinde, donup gozlerine baktigimda icimde cocuksu bir umut canlaniyor. seninle, bir umut buyutuyoruz. paylasiyoruz. tipki ursula k. le guin'in dedigi gibi:
ah, ne umutlu sey seni sevmek.
biz, tekil kişiler olarak, ruh olarak birer birer yaşarız. kişi, tek bir kişi olarak. ortaklık, umut edebileceğimiz en iyi şeydir, ve ortaklık çoğu kişi için dokunmak demektir: elinizin bir başkasının eline dokunuşu, birlikte yapılan iş, birlikte çekilen kızak, birlikte edilen dans, beraber dünyaya getirilen çocuk.. biz sadece tek bir vücuda ve iki ele sahibiz. bir çember oluşturabiliriz, ama bir çember olamayız.
ah, ne umutlu sey seni sevmek.
17.4.17
kodumun ulkesinde demokratik acidan varligimin bir anlami yok. 7 senedir oy kullanabiliyorum, hicbir secimi veya referandumu kacirmadim. ama gelgelelim hicbir zaman kazanan tarafinda da olamadim.
ulkeyi birak, kendi mikrokosmosumda da huzurlu degilim. is hayati hic bekledigim gibi degil, bu tembellikten degil. tamamen patolojinin bana uymamasiyla iliskili. o kadar sigisamiyorum ve -mis gibi yapiyorum ki is arkadaslarim surekli "neyin var? bir seye canin mi sikkin?" diyorlar ve suratlarina bagirarak EVET CANIM SIKKIN CUNKU PATOLOJI DE NE AMK diyemiyorum. yokbisiy diye gecistiriyorum.
ama gecmiyor.
hayatimi hayalimdeki, idealimdeki seye indekslemek istemiyorum cunku HAYALLER ASLA BEKLEDIGIN GIBI CIKMAZ. ama duramiyorum, kendimi yeni evimi duzenlerken hayal ediyorum, b. ile beraber yaptigimiz gezilerde, yemeklerde, o guzel gelecekte goruyorum. simdiki zaman o kadar korkunc ki gelecege odaklanmak, beni toparlayan tek sey.
simdinin korkunc hali bende kirbac etkisi yaratmali ama aslen.
kendime not:
daha cok calis. hep calis. her boslukta calis.
1 ay sonra arastirma yapmaya basla.
bu yaz sonunda onunu gorebilir hale gel.
27 yasinda yeni hayatina basla.
ulkeyi birak, kendi mikrokosmosumda da huzurlu degilim. is hayati hic bekledigim gibi degil, bu tembellikten degil. tamamen patolojinin bana uymamasiyla iliskili. o kadar sigisamiyorum ve -mis gibi yapiyorum ki is arkadaslarim surekli "neyin var? bir seye canin mi sikkin?" diyorlar ve suratlarina bagirarak EVET CANIM SIKKIN CUNKU PATOLOJI DE NE AMK diyemiyorum. yokbisiy diye gecistiriyorum.
ama gecmiyor.
hayatimi hayalimdeki, idealimdeki seye indekslemek istemiyorum cunku HAYALLER ASLA BEKLEDIGIN GIBI CIKMAZ. ama duramiyorum, kendimi yeni evimi duzenlerken hayal ediyorum, b. ile beraber yaptigimiz gezilerde, yemeklerde, o guzel gelecekte goruyorum. simdiki zaman o kadar korkunc ki gelecege odaklanmak, beni toparlayan tek sey.
simdinin korkunc hali bende kirbac etkisi yaratmali ama aslen.
kendime not:
daha cok calis. hep calis. her boslukta calis.
1 ay sonra arastirma yapmaya basla.
bu yaz sonunda onunu gorebilir hale gel.
27 yasinda yeni hayatina basla.
5.3.17
if not you, then who? if not now, then when?
annem bugun oyle sakin karsiladi ki bahsettiklerimi anlamadigini falan bile dusundum bir an.
benim yaptigim sorgulamarin 10%'unu bile yapmaksizin "seni destekliyorum" dedi.
benden biktigi icin mi yoksa bana olan inancindan mi, bilemiyorum.
galiba inancindan..
icinde kalacagina dene ve gor dedi.
bunca yildir hayatta karsima cikan seylere karsi tavrimin "icimde kalacagina, gotumde patlasin" oldugu dusunulurse pek de haksiz degil.
burada oturup aglayip, sizlanmaktansa denemeliyim. deneyecegim.
olmazsa o zaman dusunurum.
su an elimde pek cok sey varken, her seyi bir kenara birakip, bir adim geriye atip sifirdan baslamak istiyorum.
denemek istiyorum.
tum bunlar olurken de ha nisan, ha mayis, ha beraber calismak, ha calisamamak, sabah ise beraber gitmek vs gibi detaylar onemsizlesiyor.
nihayetinde "yapacaksin sen bunu" dedigim adam, beni surekli "yapacagiZ" diye duzeltiyor.
cevremdeki herkes, annem-kardesim-arkadaslarim-sevgilim beni "bana" ragmen seviyor.
peki ben neden durmuyorum?
neden ikna olamiyorum?
annemin baktigi kucuk alandan, bu is oyle yapilabilir gorunuyor ki umut doluyorum.
olayi evirip cevirip en ince ayrintisina kadar inceleyince ise mutsuz oluyorum.
bu yuzden, ben elimden geleni yapip, gerisini tevekkule birakacagim.
zaten basima ne geliyorsa su inancsizliktan geliyor.
her seyi kontrol edebilirim saniyorum, oysa hayatin akisi diye bir sey var. kimisi de diyor ki iste: kader.
benim yaptigim sorgulamarin 10%'unu bile yapmaksizin "seni destekliyorum" dedi.
benden biktigi icin mi yoksa bana olan inancindan mi, bilemiyorum.
galiba inancindan..
icinde kalacagina dene ve gor dedi.
bunca yildir hayatta karsima cikan seylere karsi tavrimin "icimde kalacagina, gotumde patlasin" oldugu dusunulurse pek de haksiz degil.
burada oturup aglayip, sizlanmaktansa denemeliyim. deneyecegim.
olmazsa o zaman dusunurum.
su an elimde pek cok sey varken, her seyi bir kenara birakip, bir adim geriye atip sifirdan baslamak istiyorum.
denemek istiyorum.
tum bunlar olurken de ha nisan, ha mayis, ha beraber calismak, ha calisamamak, sabah ise beraber gitmek vs gibi detaylar onemsizlesiyor.
nihayetinde "yapacaksin sen bunu" dedigim adam, beni surekli "yapacagiZ" diye duzeltiyor.
cevremdeki herkes, annem-kardesim-arkadaslarim-sevgilim beni "bana" ragmen seviyor.
peki ben neden durmuyorum?
neden ikna olamiyorum?
annemin baktigi kucuk alandan, bu is oyle yapilabilir gorunuyor ki umut doluyorum.
olayi evirip cevirip en ince ayrintisina kadar inceleyince ise mutsuz oluyorum.
bu yuzden, ben elimden geleni yapip, gerisini tevekkule birakacagim.
zaten basima ne geliyorsa su inancsizliktan geliyor.
her seyi kontrol edebilirim saniyorum, oysa hayatin akisi diye bir sey var. kimisi de diyor ki iste: kader.
2.3.17
mein bauch tut weh
karnimda yine o agrilar.
iyi seyler olacak. iyi bir sey adina yasiyorum bu agrilari. ama soylemesi kadar kolay degil. kendimi yine victimise ediyorum ama buna bir son vermem lazim. gelecegi planlayamam ama gelecegimi sekillendirebilirim. su anda da boyle bir yola giriyorum. ben bunu becerebilirim. ben gucluyum. dusundugumden daha gucluyum. yasadigim tum o sarsintilardan bir sekilde cikabildiysem, bunca yildir kafama koydugumu yaptiysam, yani ben dide isem, ben bunu yapacagim.
ben o kara koyunum.
iyi seyler olacak. iyi bir sey adina yasiyorum bu agrilari. ama soylemesi kadar kolay degil. kendimi yine victimise ediyorum ama buna bir son vermem lazim. gelecegi planlayamam ama gelecegimi sekillendirebilirim. su anda da boyle bir yola giriyorum. ben bunu becerebilirim. ben gucluyum. dusundugumden daha gucluyum. yasadigim tum o sarsintilardan bir sekilde cikabildiysem, bunca yildir kafama koydugumu yaptiysam, yani ben dide isem, ben bunu yapacagim.
ben o kara koyunum.
1.2.17
25 yillik hayatimin boktan ozellikleriyle bezenmis son 2 yilini unutturmasi icin bana bahsedilmis, mucize bir ay yasadim.
sevdigim adamlaydim, sevdigim adam beni seviyordu, sinav sonucu gozleyerek gecen aylarim sona ermisti, isimin sahibi olmustum, oyle bir isti ki sevdigim adamla sabah kahvelerimizi icerek gidebilecektik, saglikliydim, basarili hissediyordum, guzel hissediyordum.
derken her sey tekrar boka sardi.
sevdigim adam baska bir ulkeye gidiyor.
yillar sonra kapima gelen is, aslinda hic bana gore degil.
kendimi tekrardan imkansiz olaylara kafa atarken buluyorum. oysa bu degildi istedigim, en basta beni bu sevgi oyle goge cikarmisti ki.. oysa su an kalbimin agirligindan dibe batiyorum. aklimin tilkilerinden gecilmiyor ortalik. elimden zaten kopup gidecek bir seyin arkasindan bagiran mahalle delisi gibiyim. ayaklarini yere vuran simarik bir cocuk gibiyim. sakinlesemeyen bir at gibiyim.
sakinlesmem lazim.
sakinlesmeyi ancak olursem bulacakmisim gibi hissediyorum.
kalbimde, karnimda, aklimda, her yanimda dev bir agri var. dinmiyor.
bu yaziyi, ileride yine bu agri kendini gosterecek, bildigim icin yaziyorum.
gelecekteki dide'ye -belki yarindan da yakin-
sakin ol, sakin ol, sakin ol, sakin ol
hicbir sey dunyanin sonu degil be dide. sen bunu anlayamiyorsun ama. oyle dalgali, oyle uclarda hissediyorsun ki su hayati.. surekli savruluyorsun, yoruluyorsun, agliyorsun.
ama dur.
oncelikle, su anda henuz o gitmis degil. o'nu kaybetmedin. hala guzel zamanlariniz var onunuzdeki, aglamakla harcamazsan. hala koklerinizi verebilirsiniz topraga, kestirip atmazsan.
ayrica gitmesi o kadar da kotu bir sey degil. cunku sen de gitmek istiyorsun ve belki bu da senin hikayendeki motivasyon olacak. hic gitmek istemese ya da en basindan beri planlarina seni dahil etmese ne yapacaktin? seni istiyor, seninle gitmek istiyor.
kendi gelisimi icin belki de bu gerekiyor. hayatimda hicbir zaman kendimi onplana koymadim diyor ve sen "peki bu niye bana patladi?!" diye dusunuyorsun ama belki tum bu olaylardan sonra bambaska bir insan cikacak. o insani daha cok sevecek ya da daha az seveceksin. bilmiyorsun. o da bilmiyor. bu bir risk, bunu goze almak istiyorsa senin tek yapabilecegin durup da ona destek olmak.
sakin ol, lutfen. senin olmayan bir seyi senin oldurtmaya calismayarak elde edemezsin. o gidecekse, gidecek. en cok da bunun onune sen gecemeyecegin icin sakin ol. su yolunu bulacak cunku. su yolunu bulacak. o yolda, o ve sen olacak misiniz, olmayacak misiniz, orasi belirsiz. ama su yolunu bulacak. hayatin yoluna girecek.
biliyorum cok zor ama onun bu kararini kisisellestirme. sen ve almanya tercihi degil bu, seninle beraber kurulan bir almanya hayali. bunu yapabilirsin. hayatinin kontrolunu eline alamamak cok aciz bir durum ve sen bu konuda onun onune gecemezsin. birak, istedigini yapsin. sen icini ferah tut. su yolunu bulacak.
27.1.17
4.1.17
birisinin "su anda" seninle oldugunu biliyorsun ama yarin da seninle olmak istedigini nasil bilebilirsin ki?
o korku, o eski korku donup oturdu gogsume tekrardan. kendime sikca tekrarlamam gerekiyor ki: yarin yasayacagimiz bile belli degilken, tutup da yanimda uyanacagina inanmak naif kalir. elinde ne dun ne de yarin var. sadece su anda.
su an
su an
su an
su an
tam da durdugun yer
o korku, o eski korku donup oturdu gogsume tekrardan. kendime sikca tekrarlamam gerekiyor ki: yarin yasayacagimiz bile belli degilken, tutup da yanimda uyanacagina inanmak naif kalir. elinde ne dun ne de yarin var. sadece su anda.
su an
su an
su an
su an
tam da durdugun yer
28.12.16
26.12.16
- nasilsin?
- sanki hayatim gozlerimin onunde paramparca oluyor, dagiliyor gibi hissediyorum. ve isin ilginci bunu sakinlikle izliyorum, icimden bu gidisata dur demek icin en ufak bir istek gelmiyor.
dev bir belirsizlik denizinin ortasindayim. olumunu basindan kabullenmis terminal donem hasta gibi, sonuma hicbir etkimin olmayacaginin farkindayim. cunku bu bana hayatimin en buyuk dersi oldu. yil 2016, yasim 25, ben ilk defa o kliseyi anladim: hayat, sen planlar yaparken basina gelenlerdir.
yillardir kendini ifade ettigin, senin sen olmana yol acmis hedeflerin bir anda imkansiza donusur. en beklemedigin anda birisi cikip gelir ve tekrardan evini bulmus olursun. asla ayni noktaya gelmeyecegini bekledigin annenle, yan yana durdugunuzu fark edersin. olur bunlar, hepsi olur. hayat bu ya, seni sasirtir iste.
benim guzel planlarim vardi: kendimi kurtaracagim, insanlari kurtaracagim, hayati anlamlandiracagim, kisaca guzel seyler yapacagim bir hayatim olacakti. md olmam yetmeyecek, bir yandan da phd yapacaktim. paperlar yayinlayacak, su an ozenerek baktigim bol citationli hocalarim gibi sci'larim olacakti. bilim, benim merak duygumu doyurabilecegim yegane yol ve yurtdisina cikis kapimi aralik tutacak, su hayatta kalici bir yer edinmemi saglayacak seydi. yitirdigime inandigim edebi yonumu, bu sekilde canli tutacaktim. bir roman yayinlayamasam da makale yayinlayacaktim. ne naif bir dusunce!
her seyden once, bu guzel planlarimdan cok once bir dide vardi. dokundugu seyleri guzellestiren, gordugu seylerde guzel detaylari bulan, guzele ve guzellige inanan.. o dide okuyordu, o dide merak ediyordu, o dide fotograf cekiyordu, o dide siir yaziyordu, o dide tanimadigi insanlarin hayatlarini dinliyordu, o dide vardi ve ben onu cok ozluyorum. o dide'nin yerine hangi noktada biliminsani, doktor, dolu dizgin kendini kariyerine adayacak dide'yi koydum bilmiyorum ama galiba bundan artik sikildim. cunku belli ki o dide kendisini kariyerine adiyor, bu yolda kendisine gereginden fazla yukleniyor ama o kariyer donup de dide'ye gelmiyor. planlar islemiyor.
o zaman
change of plans.
dunyaya bir kere geldigim gercegini nasil da gozardi edercesine yasadim son yillarimi.
hepsi beni bir noktaya getirdi eyvallah.
ama artik daha fazlasini istemiyorum.
hirs, kizginlik, ofke, stres, beklenti, sucluluk..
mutlu olmak istiyorum. huzurlu olmak istiyorum.
kendime dair neyin yetersizlik hissine kapiliyorsam, onu artik kapi disari etmek istiyorum.
cunku yetersiz degilim. yetersiz olan tek sey zaman. icimde tasidigim tum agir duygular da bu yetersiz zamanin yaninda oyle anlamsizlasiyor ki.. beni oyle dibe cekiyor ki..
yeni yil hedeflerim:
- isin hayatta kendini ifade etmenin tek yolu degil.
- sen dide olarak, cok daha fazla sey yapabilirsin. kendini kisitlama.
- secimlerinle barisik ol. cunku secimlerin seni sen yapan seyler.
- kendine inancini kaybettigini saniyorsun, oysa sadece durdugu yeri unuttun. kendini affet ve sev. ki baskalarinin seni sevmesine izin ver.
- ve hayatta hicbir sey kalici degil. en basta da sen. bu yuzden izin ver zamana ve hayata. su, yolunu bulsun, izin ver.
- sanki hayatim gozlerimin onunde paramparca oluyor, dagiliyor gibi hissediyorum. ve isin ilginci bunu sakinlikle izliyorum, icimden bu gidisata dur demek icin en ufak bir istek gelmiyor.
dev bir belirsizlik denizinin ortasindayim. olumunu basindan kabullenmis terminal donem hasta gibi, sonuma hicbir etkimin olmayacaginin farkindayim. cunku bu bana hayatimin en buyuk dersi oldu. yil 2016, yasim 25, ben ilk defa o kliseyi anladim: hayat, sen planlar yaparken basina gelenlerdir.
yillardir kendini ifade ettigin, senin sen olmana yol acmis hedeflerin bir anda imkansiza donusur. en beklemedigin anda birisi cikip gelir ve tekrardan evini bulmus olursun. asla ayni noktaya gelmeyecegini bekledigin annenle, yan yana durdugunuzu fark edersin. olur bunlar, hepsi olur. hayat bu ya, seni sasirtir iste.
benim guzel planlarim vardi: kendimi kurtaracagim, insanlari kurtaracagim, hayati anlamlandiracagim, kisaca guzel seyler yapacagim bir hayatim olacakti. md olmam yetmeyecek, bir yandan da phd yapacaktim. paperlar yayinlayacak, su an ozenerek baktigim bol citationli hocalarim gibi sci'larim olacakti. bilim, benim merak duygumu doyurabilecegim yegane yol ve yurtdisina cikis kapimi aralik tutacak, su hayatta kalici bir yer edinmemi saglayacak seydi. yitirdigime inandigim edebi yonumu, bu sekilde canli tutacaktim. bir roman yayinlayamasam da makale yayinlayacaktim. ne naif bir dusunce!
her seyden once, bu guzel planlarimdan cok once bir dide vardi. dokundugu seyleri guzellestiren, gordugu seylerde guzel detaylari bulan, guzele ve guzellige inanan.. o dide okuyordu, o dide merak ediyordu, o dide fotograf cekiyordu, o dide siir yaziyordu, o dide tanimadigi insanlarin hayatlarini dinliyordu, o dide vardi ve ben onu cok ozluyorum. o dide'nin yerine hangi noktada biliminsani, doktor, dolu dizgin kendini kariyerine adayacak dide'yi koydum bilmiyorum ama galiba bundan artik sikildim. cunku belli ki o dide kendisini kariyerine adiyor, bu yolda kendisine gereginden fazla yukleniyor ama o kariyer donup de dide'ye gelmiyor. planlar islemiyor.
o zaman
change of plans.
dunyaya bir kere geldigim gercegini nasil da gozardi edercesine yasadim son yillarimi.
hepsi beni bir noktaya getirdi eyvallah.
ama artik daha fazlasini istemiyorum.
hirs, kizginlik, ofke, stres, beklenti, sucluluk..
mutlu olmak istiyorum. huzurlu olmak istiyorum.
kendime dair neyin yetersizlik hissine kapiliyorsam, onu artik kapi disari etmek istiyorum.
cunku yetersiz degilim. yetersiz olan tek sey zaman. icimde tasidigim tum agir duygular da bu yetersiz zamanin yaninda oyle anlamsizlasiyor ki.. beni oyle dibe cekiyor ki..
yeni yil hedeflerim:
- isin hayatta kendini ifade etmenin tek yolu degil.
- sen dide olarak, cok daha fazla sey yapabilirsin. kendini kisitlama.
- secimlerinle barisik ol. cunku secimlerin seni sen yapan seyler.
- kendine inancini kaybettigini saniyorsun, oysa sadece durdugu yeri unuttun. kendini affet ve sev. ki baskalarinin seni sevmesine izin ver.
- ve hayatta hicbir sey kalici degil. en basta da sen. bu yuzden izin ver zamana ve hayata. su, yolunu bulsun, izin ver.
17.12.16
16.12.16
12.12.16
5.12.16
asik olmak nasil bir seydi, bilemedigimden su anda nasil bir durumdayim cozemiyorum.
onun gozlerindeki cocugu gormek, guldugunde dudaklarindan tasan nesesine sahit olmak, heyecanliyken ellerimi tutarak o heyecanini paylasmasi, mutemadiyen karisik kafasiyla "bilmiyorum" demesi, her seyden kacmak istercesine kafasini kollarima gommesi, kollarimdaki izleri, her sey, bir butun olarak guzel hissettiriyor.
buna ragmen yetmiyor.
onun gozlerindeki cocugu gormek, guldugunde dudaklarindan tasan nesesine sahit olmak, heyecanliyken ellerimi tutarak o heyecanini paylasmasi, mutemadiyen karisik kafasiyla "bilmiyorum" demesi, her seyden kacmak istercesine kafasini kollarima gommesi, kollarimdaki izleri, her sey, bir butun olarak guzel hissettiriyor.
buna ragmen yetmiyor.
1.12.16
iyi bir insan.
su dunyada bana "sen iyi bir insansin" diyecek en gecerli insan kesinlikle anne-babam degil. en yakin dostum bile degil belki. ben bu lafi eski sevgilimden duydum. hayatimdaki en korkunc terk edilme hikayemin yazari, eski sevgililerimden bir tanesi, bir gun bana bunu soyledi. ve ben bu sozun gercekligine inanmaya basladim.
son yillarda -ozellikte intornluk sonrasinda- hayatla olan iliskim daha ciddi ve aydinlik olmaya basladi. eskiden "buyuyunce ne olmak istiyorsun?" diyenlere, "insanlari rahatsiz etmek istiyorum" diyen ben, yerini "insanlara dokunmak, hayati guzellestirmek" isteyen birisine birakti.
sikayetci degilim. zaten bu kadar negatif veya ofke dolu bir insan olmadigimi icten ice biliyordum ama sanirim o kadar suffer ediyordum ki cevremdekiler basta olmak uzere, insanligin da bu sureci yasamasini istiyordum. varolusuma katamadigim anlami, insanlari rahatsiz ederek kazanmaya calisiyordum. bir sey, seni rahatsiz ediyorsa dikkat ceker, oteki turlu yok olup gitmeye mahkumdur gibi bir kafa bu. kendisine yuklenip duran.
simdi anliyorum ki yaptiklarim, yapiyor olduklarim ve yapmak istediklerim iyi bir insan olma amaci tasiyor.
kimseye yalan soylemiyorum, kimseyi kandirmiyorum, aptal yerine koymuyorum, bilerek kimseye kotuluk yapmiyorum.
bunlari yapan o kadar cok insan var ki. ustelik cok da yakinimdalar, belki sevgilim oldular, belki de arkadasim. ama varlar, coklar.
"iyi bir insanim" aydinlanmasindan sonraki surec uzucu yalniz.
madem o kadar iyi bir insansin, niye kimse kiymetini bilmiyor? niye yalnizsin? yapayalniz olecekmissin gibi bir his, seni hic birakmiyor? niye seni sevmesini istedigin adam seni sevmiyor?
insanlar, iyiligi takdir ediyor ama iyiligi tercih etmiyor.
bu kadar basit aslinda. bu iyilik, onlara ne kadar eksik olduklarini, yanlis yaptiklarini kanitliyor ve insani bilirsiniz, yuzlesme konusunda, cok basarisiz oluyor.
bu yuzden sik sik tekrarla kendine
ne kadar yalnizsan, o kadar dogrusun aslinda
sen iyi bir insansin.
ve iyi bir insan olmak istiyorsun.
son yillarda -ozellikte intornluk sonrasinda- hayatla olan iliskim daha ciddi ve aydinlik olmaya basladi. eskiden "buyuyunce ne olmak istiyorsun?" diyenlere, "insanlari rahatsiz etmek istiyorum" diyen ben, yerini "insanlara dokunmak, hayati guzellestirmek" isteyen birisine birakti.
sikayetci degilim. zaten bu kadar negatif veya ofke dolu bir insan olmadigimi icten ice biliyordum ama sanirim o kadar suffer ediyordum ki cevremdekiler basta olmak uzere, insanligin da bu sureci yasamasini istiyordum. varolusuma katamadigim anlami, insanlari rahatsiz ederek kazanmaya calisiyordum. bir sey, seni rahatsiz ediyorsa dikkat ceker, oteki turlu yok olup gitmeye mahkumdur gibi bir kafa bu. kendisine yuklenip duran.
simdi anliyorum ki yaptiklarim, yapiyor olduklarim ve yapmak istediklerim iyi bir insan olma amaci tasiyor.
kimseye yalan soylemiyorum, kimseyi kandirmiyorum, aptal yerine koymuyorum, bilerek kimseye kotuluk yapmiyorum.
bunlari yapan o kadar cok insan var ki. ustelik cok da yakinimdalar, belki sevgilim oldular, belki de arkadasim. ama varlar, coklar.
"iyi bir insanim" aydinlanmasindan sonraki surec uzucu yalniz.
madem o kadar iyi bir insansin, niye kimse kiymetini bilmiyor? niye yalnizsin? yapayalniz olecekmissin gibi bir his, seni hic birakmiyor? niye seni sevmesini istedigin adam seni sevmiyor?
insanlar, iyiligi takdir ediyor ama iyiligi tercih etmiyor.
bu kadar basit aslinda. bu iyilik, onlara ne kadar eksik olduklarini, yanlis yaptiklarini kanitliyor ve insani bilirsiniz, yuzlesme konusunda, cok basarisiz oluyor.
bu yuzden sik sik tekrarla kendine
ne kadar yalnizsan, o kadar dogrusun aslinda
sen iyi bir insansin.
ve iyi bir insan olmak istiyorsun.
14.11.16
10.11.16
5.11.16
08.10.12 tarihinde kardesim demisti ki:
"Istedigin gelecek planini yap abla. Istersen okulu birak, istersen turkiye'de yasama. Senin kararin, senin hayatin. Elinde bu ozgurlugun oldugunu unutma. Annemler ve ben hayatinda bu anlamda hicbir sey ifade etmeyiz. Istedigini yap, cidden. Ama firsatlari degerlendirmesini de bil. Mesela su an almakta oldugun tip egitimini degerlendir, psikiyatri uzmanligi yap, erasmus yap . Icinden ne geliyorsa. Ama mantikli davranmayi da unutma. Eger hayatinda mutlu olmak istiyorsan bunun icin iki yol var: ya isteklerini azaltacaksin, ya da elindeki imkani artiracak ve kullanmasini bileceksin."
hicbir sey degismemis 4 yilda.
1.11.16
timing is everything
ay sonuna kadar kendime zaman taniyacagim demistim.
kasim 1 bugun tarih olarak.
kollarini yastigim yapmak disinda bir karar aldigim soylenemez. o da bana bagli bir karar degil, heyhat!
kasim 1 bugun tarih olarak.
kollarini yastigim yapmak disinda bir karar aldigim soylenemez. o da bana bagli bir karar degil, heyhat!
30.10.16
26.10.16
25.10.16
benim kendimle olan derdim o kadar buyuk, o kadar dipsiz ki ancak olsem sonlanacak gibi geliyor.
insanlari siktir et. icimde henuz insan sevgisinin i'si yokken bile psikiyatrist olup, hayati anlamlandirmak istemistim. kendimi anlamak. kendime yardim etmek. yaralarimi sarmak, opmek, kollamak. sonra insanlar geldi. insanlara yardim etmenin buyusu ve fedakarlik. oysa belki de hakikaten insanlar aradaki parazitlerdi. ben kendime yardim etsem en basta, asil herkese oyle faydam dokunacak.
kendime yardim etmenin yolu baglari kirmaktan geciyor. o nereye gidersem gideyim uzayip benimle gelen annemin kollari var ya.. onlari eklem yerlerinden catirdatarak koparmak istiyorum. her sey kirilsin, tuzla buz olsun istiyorum. ve hayatta ilk defa olmeye yakin hissetmek istiyorum. ciplak, korunmasiz, kimsesiz. o da ilk defa kaybetmeyi gorsun. sonra sariliriz. ve bu kez hakikaten gercek bir sarilma olur ilk kez.
insanlari siktir et. icimde henuz insan sevgisinin i'si yokken bile psikiyatrist olup, hayati anlamlandirmak istemistim. kendimi anlamak. kendime yardim etmek. yaralarimi sarmak, opmek, kollamak. sonra insanlar geldi. insanlara yardim etmenin buyusu ve fedakarlik. oysa belki de hakikaten insanlar aradaki parazitlerdi. ben kendime yardim etsem en basta, asil herkese oyle faydam dokunacak.
kendime yardim etmenin yolu baglari kirmaktan geciyor. o nereye gidersem gideyim uzayip benimle gelen annemin kollari var ya.. onlari eklem yerlerinden catirdatarak koparmak istiyorum. her sey kirilsin, tuzla buz olsun istiyorum. ve hayatta ilk defa olmeye yakin hissetmek istiyorum. ciplak, korunmasiz, kimsesiz. o da ilk defa kaybetmeyi gorsun. sonra sariliriz. ve bu kez hakikaten gercek bir sarilma olur ilk kez.
19.10.16
17.10.16
bes dakikada degisir butun isler.
bir anda dokuluverir bes yilin icinde biriken kisimlari annene karsi.
ve isin ilginci, anlar o da seni.
sana ilk defa hak verir.
aklinin canavarlari, uykularinin karabasanlari meger gercek degilmis.
herkes her seye alisabilirmis.
belki de buralardan gitme vakti gelmis.
bir anda dokuluverir bes yilin icinde biriken kisimlari annene karsi.
ve isin ilginci, anlar o da seni.
sana ilk defa hak verir.
aklinin canavarlari, uykularinin karabasanlari meger gercek degilmis.
herkes her seye alisabilirmis.
belki de buralardan gitme vakti gelmis.
7.10.16
hayatimin en unstabil donemini yasiyorum:
bir gun tenime degen gunese, burnumdaki tuzlu deniz kokusuna, beyaz tuylu sevimli kediye, yedigim leziz bir yemege, etrafimdaki insanlara sukrediyorum.
ertesi gun daha fazla yasamak istemiyor, dayanamiyor, olmeyi diliyorum.
eriskinligin en cok kendi hayatina dair sevabiyla gunahiyla birtakim karar almali kismini sevmedim.
aslinda basindan beri deliler gibi istedigim buydu. birey olmak. ama artik otesi icin cok yorgun hissediyorum. cok kirgin hissediyorum. kimseye bir sey anlatmaya gucum yok. sadece oylece durmak istiyorum.
ben cok mutsuzum.
bir gun tenime degen gunese, burnumdaki tuzlu deniz kokusuna, beyaz tuylu sevimli kediye, yedigim leziz bir yemege, etrafimdaki insanlara sukrediyorum.
ertesi gun daha fazla yasamak istemiyor, dayanamiyor, olmeyi diliyorum.
eriskinligin en cok kendi hayatina dair sevabiyla gunahiyla birtakim karar almali kismini sevmedim.
aslinda basindan beri deliler gibi istedigim buydu. birey olmak. ama artik otesi icin cok yorgun hissediyorum. cok kirgin hissediyorum. kimseye bir sey anlatmaya gucum yok. sadece oylece durmak istiyorum.
ben cok mutsuzum.
29.8.16
11.12
rüyaların
kapakları açma gibi bir işlevi var
kirli anıları dolaptan çıkarıp
yıkama akabinde kurutma
sonra da yatağın üzerine serme
yok, serme.
kapakları açma gibi bir işlevi var
kirli anıları dolaptan çıkarıp
yıkama akabinde kurutma
sonra da yatağın üzerine serme
yok, serme.
28.8.16
31.7.16
i'm a high school lover and you're my favorite flavor.
temmuz ayi bitiyor. garip bir sekilde baslayan, ay ortasinda darbe ile zirveye ulasan ve yine hic beklemedigim bir sekilde biten 2016 temmuz'u bana yalnizligimi hatirlatsin. su an, su pazar gunu, dilara ve sevgilisi kilyos'ta, merve flortuyle kadikoy'de, ipek sevgilisiyle macka parki'nda iken ve alperen'in ankara'dan sevgilisi gelmisken, bendeniz "playground love" dinleyerek kahvemi iciyorum. uzanmak istedigim insanlar var ama kendimi durduruyorum. soylemek istedigim sozler var ama yutuyorum. hatirladigim guzel anlar var, unutamiyorum.
uzanip kendi yanaklarimdan opuyorum.
uzanip kendi yanaklarimdan opuyorum.
21.7.16
8.7.16
this too shall pass
25'e kaldi 1 hafta. son 1 hafta.
kendime bu yasimda en cok hediye etmek istedigim sey kendime olan inancim.
"meraba benim adim dide" diyip tanimadigi insanlarla tanisabilen, rahatca kendini ifade edebilen 6 yasindaki dide, "ben mezuniyet toreni icin bir yazi yazdim ve bunu okumak istiyorum" diyip 150 kisilik donemin ve ebeveynlerin onunde liseden mezun olmak hissiyatlari paylasan 17 yasindaki dide, durmasi gereken yeri bilen, bazen de durmayan ve kafasini koydugunu yapan her-yastaki-dide icin..
"kendimi basarisiz hissediyorum" dedigimde, "define basari" diyen pinar hakli aslinda.
sen kendine olan inancini, ders basarisindan ibaret gorursen, hayatindaki ilk ise bagli basarisizlikta da yikarsin o inanci.
oysa su vakte dek ben bundan ibaret degildim.
egomu dusundugumde hafiflik hissediyorum dedigim zamanlarda bile adim gibi biliyordum, ben guzel bir seyler yapabiliyorum. yapabildiklerim sinirinda su hayata, su insanlara dokunmak istiyorum. elim uzandiginca, dilim dondugunce.. bir yaslinin elini tutmak, yoldan gecen birisine pecete uzatmak, tanimadigim birisine gunaydin diyip gununu guzellestirmek kadar ufak ve naif isteklerim var hayata dair.
adim gibi de biliyorum, psikiyatrist olamasam da bu devam edecek. su an degilim cunku, su an araftayim, hicbir seyim ve her seyim aslinda. her seyim ben.
ben iyi bir insanim. bunu kaybetmek istemiyorum. bunun devami [doktorluk-psikiyatri-iyi bir es olmak-anne olmak vesair] detay sadece. hicbiri olmayabilir veya hepsi de olabilir. ben 25 yasindaki bir dide olarak bunlarin disindayim zaten.
sunu yazmak bile nasil ferah hissettiriyor.
su igrenc ve ders calismaya calismakla gecen dark zamanlara ragmen hissettigim su ferahlik zaten benim kurtaricim. kararlarimin arkasinda durma gucum. ah bu ferahlik, ne ozlemisim seni!
bunlar gececek, biliyorum.
cevremdeki herkes bir sekilde hayatina devam ederken, bendeki bu arada kalmislik, pause'a basmislik hissi cok kotu mu? tabi ki kotu!
en son ne zaman gunes'in tenime degdigini hissettim (gunes altinda yurumekten bahsetmiyorum, o an'in kiymetini bilmek gibi bir sey bahsettigim) bilmiyorum. kitap okumayi, aylaklik yapmayi, hayatimdan haksizlik yapmadan insan cikarabilmeyi, hayatima korkmadan insan alabilmeyi, en cok da ise yaramayi ozledim.
ama su an bile yariyorum aslinda. o ufak ve naif isteklerimle, sartlarim el verdigince.
kendime bu kadar yabancilasmis olmama sasiyorum.
kendimden bu kadar vazgecmis olmama.
kendime bu kadar kizgin olmama.
kendime bu kadar uzak kalmama.
zamaninda mete'nin yaptigi underestimation'dan sikayetciyken, su an bunu en cok kendime yapmama.
sev kendini 25 yasindaki dide. cunku seni senden baska kimsenin sevgisi kurtaramaz.
kendime bu yasimda en cok hediye etmek istedigim sey kendime olan inancim.
"meraba benim adim dide" diyip tanimadigi insanlarla tanisabilen, rahatca kendini ifade edebilen 6 yasindaki dide, "ben mezuniyet toreni icin bir yazi yazdim ve bunu okumak istiyorum" diyip 150 kisilik donemin ve ebeveynlerin onunde liseden mezun olmak hissiyatlari paylasan 17 yasindaki dide, durmasi gereken yeri bilen, bazen de durmayan ve kafasini koydugunu yapan her-yastaki-dide icin..
"kendimi basarisiz hissediyorum" dedigimde, "define basari" diyen pinar hakli aslinda.
sen kendine olan inancini, ders basarisindan ibaret gorursen, hayatindaki ilk ise bagli basarisizlikta da yikarsin o inanci.
oysa su vakte dek ben bundan ibaret degildim.
egomu dusundugumde hafiflik hissediyorum dedigim zamanlarda bile adim gibi biliyordum, ben guzel bir seyler yapabiliyorum. yapabildiklerim sinirinda su hayata, su insanlara dokunmak istiyorum. elim uzandiginca, dilim dondugunce.. bir yaslinin elini tutmak, yoldan gecen birisine pecete uzatmak, tanimadigim birisine gunaydin diyip gununu guzellestirmek kadar ufak ve naif isteklerim var hayata dair.
adim gibi de biliyorum, psikiyatrist olamasam da bu devam edecek. su an degilim cunku, su an araftayim, hicbir seyim ve her seyim aslinda. her seyim ben.
ben iyi bir insanim. bunu kaybetmek istemiyorum. bunun devami [doktorluk-psikiyatri-iyi bir es olmak-anne olmak vesair] detay sadece. hicbiri olmayabilir veya hepsi de olabilir. ben 25 yasindaki bir dide olarak bunlarin disindayim zaten.
sunu yazmak bile nasil ferah hissettiriyor.
su igrenc ve ders calismaya calismakla gecen dark zamanlara ragmen hissettigim su ferahlik zaten benim kurtaricim. kararlarimin arkasinda durma gucum. ah bu ferahlik, ne ozlemisim seni!
bunlar gececek, biliyorum.
cevremdeki herkes bir sekilde hayatina devam ederken, bendeki bu arada kalmislik, pause'a basmislik hissi cok kotu mu? tabi ki kotu!
en son ne zaman gunes'in tenime degdigini hissettim (gunes altinda yurumekten bahsetmiyorum, o an'in kiymetini bilmek gibi bir sey bahsettigim) bilmiyorum. kitap okumayi, aylaklik yapmayi, hayatimdan haksizlik yapmadan insan cikarabilmeyi, hayatima korkmadan insan alabilmeyi, en cok da ise yaramayi ozledim.
ama su an bile yariyorum aslinda. o ufak ve naif isteklerimle, sartlarim el verdigince.
kendime bu kadar yabancilasmis olmama sasiyorum.
kendimden bu kadar vazgecmis olmama.
kendime bu kadar kizgin olmama.
kendime bu kadar uzak kalmama.
zamaninda mete'nin yaptigi underestimation'dan sikayetciyken, su an bunu en cok kendime yapmama.
sev kendini 25 yasindaki dide. cunku seni senden baska kimsenin sevgisi kurtaramaz.
27.6.16
28.5.16
23.5.16
bugun sabah tam evden cikacakken kapi onunde bir gurultu duydum. kapi deliginden baktigimda 85 yasindaki karsi komsumun yerde uzandigini, yanindaki kizi oldugunu tahmin ettigim kadinin panik halinde donup kaldigini gordum. nasil firladim evden bilmiyorum, oyle ayakkabi bile giymeden. dilara'yla eve tasidik kadini, kizina baktim zangir zangir titriyor. kolay degil herhalde insanin annesini bu halde gormesi. siz gecin iceri oturun, sakinlesin biraz, biz leman hanim'in yanindayiz dedim. kafasini carpmamis, kalp krizi gecirmemis, basi donmus. uzattik, ceketini cikarmasina yardim ettik, nabzina baktim, su getirdim ilacini icti.
ilk gordugumde oyle yerde atarken o kadar korktum ki. kalp krizi mi gecirdi, napalim, ne olacak simdi diye bilinmezliklerle bir de baktim disardayim.
birkac saat kaldik dilara'yla orda. kiziyla konustum uzun uzun. telefon numarami verdim. bir sey olursa mutlaka haber vermelerini soyledim.
eve girdik, dilara sarildi bana.
ben ise hoykurerek aglamak istedim.
hasta/muhtac/yasli/yalniz/zorda insanlara dayanamiyorum. hepsine gozum gibi bakasim geliyor, ellerinden tutmak, sarilmak, sarmalamak.. ama su an hicbir seyim ben. doktorum ama degilim. araftaki biriyim. oysa keske isimin ehli olabilsem, keske uzmanlasabilsem istedigim alanda, o kadar cok yapmak istedigim sey var ki.. yardim edilecek o kadar insan var ki..
ama gercekler nasil? hala onumdeki sinavi gecmem gerekiyor. doktorluk yapamiyorum. ev kizindan halliceyim. ve o kadar kiziyorum ki kendime bu sinav "oyunu"nu kurallarina gore oynayamadigim icin. cunku kimse de sana "canim sen iyi bir hekim olursun, ozverilisin, sefkatlisin" demiyor. bu caresizlik karsisinda hic bu kadar kizgin hissetmemistim. dangoz insanlarin doktorluk kontenjanlarini doldurmasindan biktim. hala one cikip, o dangozlari gececek kadar ders calisamamaktan biktim. ise yaramak istiyorum, cok mu?
ilk gordugumde oyle yerde atarken o kadar korktum ki. kalp krizi mi gecirdi, napalim, ne olacak simdi diye bilinmezliklerle bir de baktim disardayim.
birkac saat kaldik dilara'yla orda. kiziyla konustum uzun uzun. telefon numarami verdim. bir sey olursa mutlaka haber vermelerini soyledim.
eve girdik, dilara sarildi bana.
ben ise hoykurerek aglamak istedim.
hasta/muhtac/yasli/yalniz/zorda insanlara dayanamiyorum. hepsine gozum gibi bakasim geliyor, ellerinden tutmak, sarilmak, sarmalamak.. ama su an hicbir seyim ben. doktorum ama degilim. araftaki biriyim. oysa keske isimin ehli olabilsem, keske uzmanlasabilsem istedigim alanda, o kadar cok yapmak istedigim sey var ki.. yardim edilecek o kadar insan var ki..
ama gercekler nasil? hala onumdeki sinavi gecmem gerekiyor. doktorluk yapamiyorum. ev kizindan halliceyim. ve o kadar kiziyorum ki kendime bu sinav "oyunu"nu kurallarina gore oynayamadigim icin. cunku kimse de sana "canim sen iyi bir hekim olursun, ozverilisin, sefkatlisin" demiyor. bu caresizlik karsisinda hic bu kadar kizgin hissetmemistim. dangoz insanlarin doktorluk kontenjanlarini doldurmasindan biktim. hala one cikip, o dangozlari gececek kadar ders calisamamaktan biktim. ise yaramak istiyorum, cok mu?
17.5.16
15.5.16
cause i'm gonna be free and i'm gonna be fine (maybe not tonight)
You think you have lost your faith, but you have not. You have only misplaced your faith and you can't find it where it lies now deep in your soul. And the way to do that is through the simple process of love. Love yourself, forgive yourself. You can't love and forgive other people, if you don't first of all love and forgive yourself. You have to realize that people are fallible beings. They make mistakes, they have to be excused from these mistakes. And allowed to continue on in this quest for a better life and for goodness. So love yourself and then love other people. Please forgive yourself. Go on a journey of finding love and forgiveness.
9.5.16
i think i’m just too smart and too sensitive and too, like, not crazy. so that i’m feeling all these big feelings and containing all this stuff for everybody else and it’s like.. ok, i read this article about fiona apple in new york magazine where she said, “everybody acts like i’m nuts. i’m not nuts. i just want to feel it all.” it’s like, that’s what i’m like. i just want to feel it all.
7.5.16
"reddedilmis mumkun."
cunku en mantiklisi zaten olmayacak olana inanmaktir. idealden en uzak noktayi belirleyip, oraya ulasma esnasinda yasanan tum o kavranislari/kahrolusu sevmektir. niye boyleyim demen bile yanlis. sen insansin. [ah zaten ne geldiyse bu insanligimizdan geldi, keske robot olsaydik ya?] ideal yok aslinda, dogru yok, erdem yok, ahlak yok, asla demek yok. cunku asla dedigin her seyi catir catir uygulamaya gecirdigin tum bu surece hayat deniyor, tanis onunla. onu sev, onu kabullen. sen bu noktadasin cunku o noktaya gittin iste, ulastin. aslalarini teker teker takip ettin ve buradasin. buradayim.
11.4.16
26.1.16
kim oldugumu hatirlamayacak kadar unutmak istiyorum.
i-na-nil-maz huzursuzum.
sanki icimde kocaman bir kara delik var
elimi kaldirmak, gozlerimi acmak, sacimi toplamak bile istemiyorum
evden cikma kismina girmiyorum bile
yine o eski, o buyuk, o unutulmaz korku geldi yanibasima
sanki cok ihtiyacim varmis gibi su an
yok sana ihtiyacim, su an tek ihtiyacim berrak zihin ve kitaplar
lutfen sus artik
korkacaksan da git yatagin altinda kork
bana gorunme, bende gorunme
boyle diye diye kac kapi kapattim icimde
seni en en geride birakmak icin
nolur sus, su an hic luzumu yok
olursa olur, olmazsa olmaz
sanki icimde kocaman bir kara delik var
elimi kaldirmak, gozlerimi acmak, sacimi toplamak bile istemiyorum
evden cikma kismina girmiyorum bile
yine o eski, o buyuk, o unutulmaz korku geldi yanibasima
sanki cok ihtiyacim varmis gibi su an
yok sana ihtiyacim, su an tek ihtiyacim berrak zihin ve kitaplar
lutfen sus artik
korkacaksan da git yatagin altinda kork
bana gorunme, bende gorunme
boyle diye diye kac kapi kapattim icimde
seni en en geride birakmak icin
nolur sus, su an hic luzumu yok
olursa olur, olmazsa olmaz
26.12.15
gecen gun uzun bir aradan sonra melanie'ye yazarken gozden gecirmis oldum son bir yilimi ve neticede ne kadar sikici oldugunu bir kere daha anladim. cunku ben hayatimin pause dugmesine basmama yol acan, son bir bucuk yilimi soyle ya da boyle emek vererek harcadigim, en nihayetinde yillarimi sikip atan bir sinava girdim ve sonuc: failuuuuuure! (kings of convenience sarkisinda soylendigi melodide hem de)
bu esnada insan gercekten hayatta bir yerden kaybedip, bir baska yerden kazaniyor olmali ki cok guzel bir yerde ise basladim. uzmanlik sinavini ve kazanamamisligimi bir kenara birakip, 1 ay boyunca kafami baska seylere verdim. is cikisi [is yerinin taksimde olmasi guzelligiyle] saat 4'te icmeye baslayip, aksam ancak uyku vaktinde eve donuyordum. merak ettigim kafeleri, sergileri gezebiliyor, kendi maasimi harciyordum. hatta oyle bir harciyordum ki simdi dizlerimi dovmeme sebep olacak sekilde hic para biriktiremiyordum.
ekim 2015... uzerine dusunmekten korktugum o temel konuyu gormemek icin kor olana dek icmek, icmek, icmek. maasim sadece alkole ve fine dining'e gitmesi. cunku olur da eve biraz erken gelirsem, tek yaptigim gogsume oturan fille beraber aglamak ve kahrolmakti.
kendime dair en sevmedigim ozelligim her seye problematik yaklasmam ve oluruna birakamam. sorun mu var? neden var? nasil olusmus? nasil yok edilir? tamamen bu pattern'de ilerliyor her dusuncem. oysa bazen yok edilemiyor sorunlar, orada seninle beraber durmasi gerekiyor. sen ise oyle sartlanmissin ki sorunlari ortadan kaldirmaya, beceriyle ortada toz bile kalmayacak sekilde etraftaki boklari temizlemeye, bu sorunun orada durmasina dayanamiyorsun. sessiz, sakin, kendi halinde bir sorun olsa bile neden var yani? niye yok edemiyorum bunu? bildigim seyi niye yok edemiyorum?
yillardir terapi yapiyorum ama hala kabullenemedigim seyler var.
bu esnada insan gercekten hayatta bir yerden kaybedip, bir baska yerden kazaniyor olmali ki cok guzel bir yerde ise basladim. uzmanlik sinavini ve kazanamamisligimi bir kenara birakip, 1 ay boyunca kafami baska seylere verdim. is cikisi [is yerinin taksimde olmasi guzelligiyle] saat 4'te icmeye baslayip, aksam ancak uyku vaktinde eve donuyordum. merak ettigim kafeleri, sergileri gezebiliyor, kendi maasimi harciyordum. hatta oyle bir harciyordum ki simdi dizlerimi dovmeme sebep olacak sekilde hic para biriktiremiyordum.
ekim 2015... uzerine dusunmekten korktugum o temel konuyu gormemek icin kor olana dek icmek, icmek, icmek. maasim sadece alkole ve fine dining'e gitmesi. cunku olur da eve biraz erken gelirsem, tek yaptigim gogsume oturan fille beraber aglamak ve kahrolmakti.
kendime dair en sevmedigim ozelligim her seye problematik yaklasmam ve oluruna birakamam. sorun mu var? neden var? nasil olusmus? nasil yok edilir? tamamen bu pattern'de ilerliyor her dusuncem. oysa bazen yok edilemiyor sorunlar, orada seninle beraber durmasi gerekiyor. sen ise oyle sartlanmissin ki sorunlari ortadan kaldirmaya, beceriyle ortada toz bile kalmayacak sekilde etraftaki boklari temizlemeye, bu sorunun orada durmasina dayanamiyorsun. sessiz, sakin, kendi halinde bir sorun olsa bile neden var yani? niye yok edemiyorum bunu? bildigim seyi niye yok edemiyorum?
yillardir terapi yapiyorum ama hala kabullenemedigim seyler var.
1.12.15
25 yasindayim, kendi parami kazaniyorum, doktorum. ama hala icim oyle kucuk bir kiz cocugu var ki.. gecen gun bir aile dostumuzla konusurken, kadin birden "kardesinde de sezdim bunu, sende de var. annenler sizi cok guclu yetistirmisler, kendinize guveniniz tam" dedi. suratina kahkahalarla gulmek istedim. guclu? ben? kendine guveni tam? annemler sayesinde?
benim guclu olmaya dair tek motivasyonum, babama olan inadimdi. babam zayif oldugumu mu dusunuyor? o zaman olmayacagim! babam yapamayacagimi mi dusunuyor? bal gibi de yapacagim! babam pes etmemi mi bekliyor? asla pes etmeyecegim. babam intihar etmemi mi bekliyor? inadina yasayacagim!
sonra tam da boyle dusunurken o igrenc vicdan konusmaya basliyor: o eski baban degil artik, yaslandi, kabullendi, o da degisti.
yaslanmasi o kadar korkunc bir sey ki! benim kalbimi daha da yumusattigi, kafami ise daha da karmancorman yaptigi ve aramizdaki bu inat savasina bias kattigi icin..
canim babam, sen benim kafamda yikamadigim -ah bir turlu yikamadigim- kocaman bir duvarsin. arkamda durup bana destek olmak, sana sirtimi yaslamami saglamak yerine, bu duvar, bu kocaman ve kor atesten duvar benim onumde. ben onu gecmek istiyorum. ben onu itmek istiyorum. ben ona sarilmak istiyorum. ben onu seviyorum. ben ona kiziyorum. ben onu yikmak istiyorum. ve bunlarin hepsini hissetmek gercekten yorucu. gogsumun ustune oturan kocaman bir fil var gibi.. ve ben nefes alabilmek istiyorum.
benim guclu olmaya dair tek motivasyonum, babama olan inadimdi. babam zayif oldugumu mu dusunuyor? o zaman olmayacagim! babam yapamayacagimi mi dusunuyor? bal gibi de yapacagim! babam pes etmemi mi bekliyor? asla pes etmeyecegim. babam intihar etmemi mi bekliyor? inadina yasayacagim!
sonra tam da boyle dusunurken o igrenc vicdan konusmaya basliyor: o eski baban degil artik, yaslandi, kabullendi, o da degisti.
yaslanmasi o kadar korkunc bir sey ki! benim kalbimi daha da yumusattigi, kafami ise daha da karmancorman yaptigi ve aramizdaki bu inat savasina bias kattigi icin..
canim babam, sen benim kafamda yikamadigim -ah bir turlu yikamadigim- kocaman bir duvarsin. arkamda durup bana destek olmak, sana sirtimi yaslamami saglamak yerine, bu duvar, bu kocaman ve kor atesten duvar benim onumde. ben onu gecmek istiyorum. ben onu itmek istiyorum. ben ona sarilmak istiyorum. ben onu seviyorum. ben ona kiziyorum. ben onu yikmak istiyorum. ve bunlarin hepsini hissetmek gercekten yorucu. gogsumun ustune oturan kocaman bir fil var gibi.. ve ben nefes alabilmek istiyorum.
3.11.15
insanlari degil de onlarla oldugum zamanlardaki halimi ozlemek.
mesela bu sarki bana hep gec kalmisligi, birisiyle ayni anda ayni hissi hissedememeyi, kendine yabancilasmayi, akip giden zamani, gozlerimin icine bakan cocugu, peyote'yi, kirmizi balonlari, munferit'in alt katini, gidemedigim lab dersini, gri renkli o koltugun dokusunu, dokundukca cikardigi sahile vuran dalga sesini, o sesin insana verdigi garipligi, ayni suda iki kez yikanilmayacagini, ama isiklar altinda dans ettigim o geceyi hatirlatacak.
1.11.15
annemle beraber yuzuyoruz. kac yasindayim hatirlamiyorum ama elimi her gordugum seye uzatmak istiyorum. annem yapma diyor, cunku onlar deniz canlilari ve rahatsiz edilmek istemezler. bir yanim cok korkuyor aslinda, suda dalgalanan uzantilari olan bu deniz canlisina dokunmaktan. oteki yanim inanilmaz merak ediyor. ama tabi ki annemi dinliyorum ve onume bakarak yuzmeye devam ediyorum.
19.8.15
conscientia.
vicdanin ogretilecek ya da sonradan kazanilacak bir sey oldugunu sanmiyorum. [belki de cok kotumserim] ancak vicdan hic sanilmadigi kadar kolayca kaybedilebilen bir sey.
bu yuzden bu kadar hizla cozuluyoruz zaten. birbirimizden, insanliktan.
bu yuzden bu kadar hizla cozuluyoruz zaten. birbirimizden, insanliktan.
8.8.15
dilek.
bu sene kac nobet tuttum bilmiyorum. kac hasta baktim. kac insan tanidim. kac dert dinledim. kac kisiye sinirlendim. kac kisiye gucendim.. iyi ki hos olmayan anlari unutmak diye bir sey var. yoksa adresini bulamamis tum bu ofke ve pismanlik, omuzlarima cokup beni oldugum yere gomerdi agirligiyla.
bu sene beni mutlu eden, iyi ki tanimisim dedigim insanlari ise hatirliyorum, onlarin sevdikleri/sevecekleri bir sey gordugumde, onlarla gecirdigim anilari anlatirken hala sevgiyle aniyorum. onlardan birisi, en sahiplendigim, en sevdigim, bir hastadan da otesi olan guzel bir insanin olum haberini aldim. aylarca umutla, merakla, basi dik bir sekilde hastaligina karsi durdu. dun ziyaretine gittigimde bilinci kapaliydi, bir ay once gordugum halinden cok ama cok farkliydi. her sey cok hizla ilerlemis. zaman nasil da gecmis. aydinlik ve isik dolu bir gelecek dilemisti bana. ben de aynisini su anda onun icin diliyorum. umarim aci cekmedi, umarim cocuklari metanetli olurlar. hayat cok garip. su his, su uzuntu, su bosluk.
28.6.15
keske ruzgar beni suruklese.
gitmek, gitmemek, calismak, calismamak, bilememek, hareket edememek, donup kalmak, yuruyememek, yorulmak, uyumak, bikmak, istemek, istememek.
17.6.15
niye dusuyorum bilmiyorum. en cok mutlu olmam gereken zaman su an (kagit ustunde). zira yine kagit ustunde mezun oldum. aldim diplomami. yillar once henuz 9 yasindayken ama ruhum deliler gibi ozgurce kosmak isterken soyledigim cumle suydu: "o doktorluk diplomasini alip ailemin gozune sokucam ve topuklarimi kicima vurarak istedigim hayata dogru kacicam." realiteye donersek bu laf oyle kulaga geldigi gibi de olmadi. diplomayi buyuk bir heyecan ve gururla aldim. ben bile tip fakultesini bitirmistim. ben. niye ben bile mi diyorum? cunku benim gozum o kadar disarda, kafam o kadar bulutlardaydi ki daha ilk gununden beri bu yogun calisma temposu ve kararliligini nasil basaracagimdan supheliydim. ama yaptim. gozumun ucuyla calisa calisa gectim sinavlarimi, gittim konserlerime, gezdim sergilerimi, dolastim yurtdisinda, dondum sinavlara girdim, estetik yoksunu hastane binalarina katlandim senelerce, yeri geldi hasta oldum, yoruldum, asik oldum, kahroldum, sevindim, uzuldum ama bitirdim. cumartesi gunu haydarpasa kampusu'nun bahcesindeyken cok garip duygular yasadim. cimenler, duvarlar, kantin, agaclar, banklar, koridorlar. kayit gunu geldi aklima, cok belirsizdi her sey. sadece istanbul'da yasamaya baslayacagim belliydi. simdi, 6 sene sonra, yine bir belirsizlik kiyisindayim. kismen aslinda. bir aksilik cikmazsa istanbul'da yasacagim ama ne is yapacagim, psikiyatrist olacak miyim, idealizm de bir yere kadar diyip vaz mi gececegim, yoksa psikiyatrist olup da mutsuz mu olacagim.. belirsizlik, belirsizlik. net olan tek sey, doktor oldum ve bu hosuma gitti.
6.6.15
24 yillik hayatimin en korkunc hastaligini atlatiyorum. bunlari yazabildigim icin aslinda buyuk kismini da atlattim. hem de oyle bir atlatma ki kendi gucumu buldum. kardesimin kollarinda, annemin kucaginda, babamin sesinde, arkadaslarimin yardimlarinda.
dun ben olumden dondum.
en son 2007 yilinda yapilan bir enjeksiyona bagli olarak yasamistim anafilaksiyi. o ilacin beni oldurebilecegini, o gunden beri unutamam. sanki cigerlerimi birisi sikistirmis gibi nefessiz kalmistim. mosmor. babamin saskin surati, annemin hizir gibi atilmasi.. unutamam. an be an nefessiz kalirken aklimdan "boyle siktiriboktan bi sekilde mi olucem yani?" sorusu gecmisti. olmemistim sonrasinda ama bogularak olen insanlarin, olmeden evvel neler yasadiklarini az biraz anlamistim.
bu sefer vucudunu ve anafilaksiyi cok iyi taniyan bir doktor olarak yasadim onu. ve hastanede oldugum icin "olecegim!" panigim olmasa da [zira birisi bana mudahale eder herhalde diyordum] "oluyorum, yardim edin!" panigim mevcuttu.
o sirada aklima sadece annem gelebiliyordu. delicesine carpan kalbim, hissetmedigim ayaklarim, kasili kalmis ellerim, bulanik bilincim, iste ben karsinizdayim. 4 gundur cesitli sedyelerde tasinan, kollarinda damar yolu acilacak yer kalmamis, vucudu yorgun dusmus ben, buradayim.
hala temizlenmedi vucudum enfeksiyondan. hala bitmedi ilaclarim. artik atesler icinde gecen geceler yok. gunde 15 saati bulan uykularim yok. yuruyorum, dusmuyorum. konusuyorum, aglamiyorum.
ama cok agladim. bu hastaligi nasil atlattigimi, bir ben bilirim desem yalan olmaz. cunku ben atlattim. o yuzden su anda hala tam olarak iyilesmesem de kendimi hic hissetmedigim kadar guclu hissediyorum. ayaklarim yere hic bu kadar guclu basmamisti.
dun ben olumden dondum.
en son 2007 yilinda yapilan bir enjeksiyona bagli olarak yasamistim anafilaksiyi. o ilacin beni oldurebilecegini, o gunden beri unutamam. sanki cigerlerimi birisi sikistirmis gibi nefessiz kalmistim. mosmor. babamin saskin surati, annemin hizir gibi atilmasi.. unutamam. an be an nefessiz kalirken aklimdan "boyle siktiriboktan bi sekilde mi olucem yani?" sorusu gecmisti. olmemistim sonrasinda ama bogularak olen insanlarin, olmeden evvel neler yasadiklarini az biraz anlamistim.
bu sefer vucudunu ve anafilaksiyi cok iyi taniyan bir doktor olarak yasadim onu. ve hastanede oldugum icin "olecegim!" panigim olmasa da [zira birisi bana mudahale eder herhalde diyordum] "oluyorum, yardim edin!" panigim mevcuttu.
o sirada aklima sadece annem gelebiliyordu. delicesine carpan kalbim, hissetmedigim ayaklarim, kasili kalmis ellerim, bulanik bilincim, iste ben karsinizdayim. 4 gundur cesitli sedyelerde tasinan, kollarinda damar yolu acilacak yer kalmamis, vucudu yorgun dusmus ben, buradayim.
hala temizlenmedi vucudum enfeksiyondan. hala bitmedi ilaclarim. artik atesler icinde gecen geceler yok. gunde 15 saati bulan uykularim yok. yuruyorum, dusmuyorum. konusuyorum, aglamiyorum.
ama cok agladim. bu hastaligi nasil atlattigimi, bir ben bilirim desem yalan olmaz. cunku ben atlattim. o yuzden su anda hala tam olarak iyilesmesem de kendimi hic hissetmedigim kadar guclu hissediyorum. ayaklarim yere hic bu kadar guclu basmamisti.
2.6.15
27.5.15
26.5.15
20.5.15
1.5.15
9.4.15
meyse isminde bir hastam var. her baktigimda, her konustugunda anneannemi hatirliyorum. giresunluymus. bostanci'da oturuyor. bana gel, sana yemek yapayim, recel vereyim diyor. ailemden ayri yasadigimi duyunca, bir anaclik aldi basini gitti kadinda. bir de oyle sasirtici ki asla yasini gostermiyor. oysa 84 yasinda. disarda gorsem maksimum 70 derdim. boyle de sansli bir genetigi var.
yavas yavas eriskin dunyasina ilerliyorum. mezuniyetim yaklastikca, annem "sen kardesinle pek yasayacak gorunmuyorsun" dedikce, arkadaslarim "bu yaz mi?" dedikce ben eriskin dunyasina yaklasiyorum. bu gibi anlarda anneannemi nasil da isterdim. babaannem de yok benim. dedem de. her yasli insanda onlari ariyor gibiyim, onlari daha da ozluyorum.
15.3.15
ben neden benim?
bir ara hayatin bizatihi kendisi beni oyle yormustu ki bulabildigim en guzel kacis yolunu secmistim: gercekten uzaklasmak. kendimden uzaklasmak. hayatima bir ucuncu goz gibi bakmak. sevdigim insanlara bir yabanci gibi bakmak. onlara sarilirken, onlari operken bile. o gunlerimde ve hala ara sira sabah uyandigimda sasiriyorum. yaklasik 10 saniyelik bir zihinsel boslukla uyanip, kendi kendime “senin adin dide. su okulda okuyorsun. bir saat sonra dersin var. simdi kalkip ona gitmelisin” demek gerekiyordu. yoksa o bedeni nereye hareket ettirecegini, nasil kontrol edecegini bilmeyen bir zihin oluyordum.
hala bazen bir bar tuvaletinin ya da bir arkadasimin evindeki tuvalette aynaya bakip sasiriyorum. sen napiyorsun su anda diyorum. cok garip. yani sirf su bedenin icinde oldugum icin onun gozunden yasiyorum hayati. ruhum nasil da engellenmis hissediyor kendini o anlarda. aynaya bakiyorum ve fena da degil bu kiz aslinda diyorum. burnu biraz kemerli ama yuzu guzel. ben, ben olmasaydim, bu yuzu hatirlar miydim diye dusunuyorum. akilda yer eden bir yuze sahip miyim? bazen de aynaya bakarak urperiyorum: yillardir beraber yasadigim bu bedene cok yabanci hissediyorum kendimi. bu kiz kim diyorum mesela. cikarin beni buradan.
hala bazen bir bar tuvaletinin ya da bir arkadasimin evindeki tuvalette aynaya bakip sasiriyorum. sen napiyorsun su anda diyorum. cok garip. yani sirf su bedenin icinde oldugum icin onun gozunden yasiyorum hayati. ruhum nasil da engellenmis hissediyor kendini o anlarda. aynaya bakiyorum ve fena da degil bu kiz aslinda diyorum. burnu biraz kemerli ama yuzu guzel. ben, ben olmasaydim, bu yuzu hatirlar miydim diye dusunuyorum. akilda yer eden bir yuze sahip miyim? bazen de aynaya bakarak urperiyorum: yillardir beraber yasadigim bu bedene cok yabanci hissediyorum kendimi. bu kiz kim diyorum mesela. cikarin beni buradan.
5.3.15
no cars go
hastanede ortaya cikan dide'ye cok sasiyorum. icimde bir florence nightingale varmis da haberim yokmus diyecegim, oysa bu bir yalan. o hep vardi. 12 yasindayken gidip bipolar hastaligi olan cocuga tutuldugumda veya evden 90 km uzakta, yasamadigim bir sehirde yeni dogmus bir sokak kedisi bulup onu karton kutu ve tren yardimiyla eve getirdigimde [sadece bir gun daha yasatabilmistim zavallicigi] biliyordum ben. icimde bitmek bilmeyecek bir kurtarma sevdasi var. yardim.
bundan onceki yillar boyunca favori cumlem: i hate y'all! oldugu icin su an hastanedeki halim garip geliyor. kendimi kasmiyorum, zorlamiyorum. o gulumseme suratima geliverip konuyor. birden. nobetciyken, utanmasam servisteki hastalarin hepsinin uzerini ortup iyi geceler diyecektim. utanmadigim ve onlari onemsedigim icin ise sabah hepsine teker teker gunaydin dedim gulumseyerek. geceniz nasil gecti, agriniz var miydi dedim.
bu sabah hastaneye geldigimde bir hastamin ex oldugu haberini aldim. sasirmadim, zaten dnr hastasiydi. sadece esinin o ozverili bakimi surekli gozumun onune geldi. basiniz sagolsun dedim. allah razi olsun dedi. oysa ben hicbir sey yapmamistim. o hasta kurtarilamayacak bir durumdaydi. ben sadece birkac gununde daha yer aldim. o kadar. sonra esinin kullanilmamis bezlerini baska bir hasta yakini kadina verdi. servis boyle kadinlarla dolu. hasta eslerine bakiyorlar. hepsinin elinde yasin var. surekli dualar edip, kuran okuyorlar. arada sigara icmeye cikiyorlar. serviste yatan yasli kadinlarin ise yaninda kizlari kaliyor. cunku ogullar hicbir zaman orada olmamak uzere dogmuslardir. veya ne bileyim iste.
normalde cok bitchlesmeye yatkin olmama ragmen bizim serviste hemsirelerle kavgali olmayan tek kadin doktor benim. salak bir sempati halindeyim tum serviste. kidemli asistanimin gozunde caliskan, geyik asistanlarin gozunde eglenceli ve komik, hastalarin gozunde kibar ve ozverili. kendi gozumde? bilemiyorum.
iyilik yapmanin katiksiz bir gonul ferahlatma hali varmis. bir yanim tus'a calisamadigi ve psikiyatri kazanamayacagi icin endiseli. oteki yanim, hayatinda ilk defa kendini ise yarar hissediyor. doktor olmak garip bir sey. hematoloji servisinde olmaksa baska bir deneyim. tum o karmasik insan vucuduna ait bilgiler bir yana, insanlik ve insan olmak guzel sey. [yine de tabi ki avusturya ormanlarinda bir sincap olmayi isterdim galiba]
bana is verilmesini seviyorum. demir gibi, isledikce isildiyorum. insanlara karsi nazik, sabirli ve dusunceli oluyorum. kalbim daha ferah, bunu soylemistim. is yapmadigimda, durdugumda, kalbim de duruyor. beynim duruyor. durmayi sevmiyorum. hareket etmeliyim ki aci uzerimde birikmesin. ne guzel demisler bu sozu de.
gecen gun nobetciyken yanima bir temizlik personeli oturdu. ben hastalarin dosyalarini duzeltirken bilgisayarda, o da yan bilgisayarda bir seylerle ugrasiyordu. kendi kendine konusmaya basladi birden. ama aslinda ona soru sormami bekliyordu. ben istedigi firsati ona vermeyip de soru sormayinca [cunku hala bir yanim yabani] dayanamayip kendisi anlatti:
- benim bir radyom var da
- hadi ya
- evet... eski plaklari falan topluyorum.
- evde de plakcalarin mi var yani?
- yok. mp3 formatinda, tum eski sarkilari ve plaklari topluyorum. sevenlerimle radyomda paylasiyorum. 20 kisi falan dinliyor gunde.
- kim caliyor peki su an sarkilari?
- otomatik caliyor. ben liste yapiyorum onu caliyor yani. ama arada istek sarki yapiyorlar, ben de isteyken kontrol ediyorum. onlari da ekliyorum calma listesine. bir ara baska djler de aldim radyoma. bak ben arabesk ve nostalji muzik calarim. bu adamlar geldi, caldiklari sarkilar arabeskle alakali bile degil. ustelik dinleyici kaybettim. o zamandan beri kendim yapmaya karar verdim. tek dj benim. dj ozgur.
- kendi kurdugun bir isi baskalarina emanet etmek zor tabi..
- zor ya. bak, nerden girmisler. hollanda.
- cok turk var orda. kesin onlar girmistir.
- evet evet. avustralya'dan ve almanya'dan da cok dinleyenler oluyor.
- adi ne radyonun? yarin bakayim bi.
- r a d y o a f e t
bundan onceki yillar boyunca favori cumlem: i hate y'all! oldugu icin su an hastanedeki halim garip geliyor. kendimi kasmiyorum, zorlamiyorum. o gulumseme suratima geliverip konuyor. birden. nobetciyken, utanmasam servisteki hastalarin hepsinin uzerini ortup iyi geceler diyecektim. utanmadigim ve onlari onemsedigim icin ise sabah hepsine teker teker gunaydin dedim gulumseyerek. geceniz nasil gecti, agriniz var miydi dedim.
bu sabah hastaneye geldigimde bir hastamin ex oldugu haberini aldim. sasirmadim, zaten dnr hastasiydi. sadece esinin o ozverili bakimi surekli gozumun onune geldi. basiniz sagolsun dedim. allah razi olsun dedi. oysa ben hicbir sey yapmamistim. o hasta kurtarilamayacak bir durumdaydi. ben sadece birkac gununde daha yer aldim. o kadar. sonra esinin kullanilmamis bezlerini baska bir hasta yakini kadina verdi. servis boyle kadinlarla dolu. hasta eslerine bakiyorlar. hepsinin elinde yasin var. surekli dualar edip, kuran okuyorlar. arada sigara icmeye cikiyorlar. serviste yatan yasli kadinlarin ise yaninda kizlari kaliyor. cunku ogullar hicbir zaman orada olmamak uzere dogmuslardir. veya ne bileyim iste.
normalde cok bitchlesmeye yatkin olmama ragmen bizim serviste hemsirelerle kavgali olmayan tek kadin doktor benim. salak bir sempati halindeyim tum serviste. kidemli asistanimin gozunde caliskan, geyik asistanlarin gozunde eglenceli ve komik, hastalarin gozunde kibar ve ozverili. kendi gozumde? bilemiyorum.
iyilik yapmanin katiksiz bir gonul ferahlatma hali varmis. bir yanim tus'a calisamadigi ve psikiyatri kazanamayacagi icin endiseli. oteki yanim, hayatinda ilk defa kendini ise yarar hissediyor. doktor olmak garip bir sey. hematoloji servisinde olmaksa baska bir deneyim. tum o karmasik insan vucuduna ait bilgiler bir yana, insanlik ve insan olmak guzel sey. [yine de tabi ki avusturya ormanlarinda bir sincap olmayi isterdim galiba]
bana is verilmesini seviyorum. demir gibi, isledikce isildiyorum. insanlara karsi nazik, sabirli ve dusunceli oluyorum. kalbim daha ferah, bunu soylemistim. is yapmadigimda, durdugumda, kalbim de duruyor. beynim duruyor. durmayi sevmiyorum. hareket etmeliyim ki aci uzerimde birikmesin. ne guzel demisler bu sozu de.
gecen gun nobetciyken yanima bir temizlik personeli oturdu. ben hastalarin dosyalarini duzeltirken bilgisayarda, o da yan bilgisayarda bir seylerle ugrasiyordu. kendi kendine konusmaya basladi birden. ama aslinda ona soru sormami bekliyordu. ben istedigi firsati ona vermeyip de soru sormayinca [cunku hala bir yanim yabani] dayanamayip kendisi anlatti:
- benim bir radyom var da
- hadi ya
- evet... eski plaklari falan topluyorum.
- evde de plakcalarin mi var yani?
- yok. mp3 formatinda, tum eski sarkilari ve plaklari topluyorum. sevenlerimle radyomda paylasiyorum. 20 kisi falan dinliyor gunde.
- kim caliyor peki su an sarkilari?
- otomatik caliyor. ben liste yapiyorum onu caliyor yani. ama arada istek sarki yapiyorlar, ben de isteyken kontrol ediyorum. onlari da ekliyorum calma listesine. bir ara baska djler de aldim radyoma. bak ben arabesk ve nostalji muzik calarim. bu adamlar geldi, caldiklari sarkilar arabeskle alakali bile degil. ustelik dinleyici kaybettim. o zamandan beri kendim yapmaya karar verdim. tek dj benim. dj ozgur.
- kendi kurdugun bir isi baskalarina emanet etmek zor tabi..
- zor ya. bak, nerden girmisler. hollanda.
- cok turk var orda. kesin onlar girmistir.
- evet evet. avustralya'dan ve almanya'dan da cok dinleyenler oluyor.
- adi ne radyonun? yarin bakayim bi.
- r a d y o a f e t
13.2.15
gitmek gitmek gitmek istiyorum.
biliyorum ki insan kendi firsatlarini kendisi yaratir. ah ama o kadar cok gitmek istiyordum ki firsat yaratmayi yaklasik 1.5 sene once biraktim. kendimi bir sinava bagladim ve o agir sinavla suya atladim. simdi cikamiyorum. gidemiyorum. gitmem buna bagli. niye boyle dusunuyorsam! bir anda aileme iki aci gercegi carpmak, onlara kaldirabileceklerinden fazlasini vermek olacakti. yabancilar bu konuda guzel bir soz de soylemisler: you have a full plate!
hayatta yapmak istedigim seyi biliyorum evet. yapmak istemediklerimi de. ancak insan hicbir zaman olumsuz seylere odaklanmaz, hayatini "yapmak istemedikleri" uzerinden, "yasamak istemedigi sekilde olmasin" diye sekillendirmez. hep "yapmak istediklerine" gider akli. onlari hedefler. ancak yapmak istediklerin cok zordur. ne yazik ki artik devir sanayi devri oldugu icin insan bir makinedir ve ortacag'daki gibi kendini kalesine kapatip depresyona girecek luksu yoktur. her gun sabah 7.30'ta uyanip o ise gidilecek, o gorevler yapilacak, yoksa nasil para kazanasin, nasil topluma hayrin dokunsun?
su toplum ve hayir dokunma olayi da ayri bir cikmaz. kim dedi bizlere o kadar onemliyiz diye? kim dedi hayatimizin bir anlami var diye? sirf delirmemek icin boyle seylere inandiriyoruz kendimizi, biricik sanmaya ihtiyacimiz var diye surekli bir performans gostermeye zorluyoruz kendimizi. iyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir sevgili, iyi bir arkadas, iyi bir ebeveyn olmaya cabaliyoruz ama who cares? tam bu noktada aladag'dan serin babami anmazsam olmaz herhalde. hayatini hic kimsenin beklentilerini karsilamak adina zorlamamis, istedigi gibi yasamis bir insan. marjinal kesinlikle degil, ama rahat. ve ben, nam-i diger annemin kizi, surekli basarmasi gerektigine inanmis, cunku tum ailenin bakislari uzerindeyken kucuk kentten buyuk sehre okumaya gonderilmis ve basarmaliymis yani anlatabiliyor muyum? calismis, her seye calismis, hayatini calismakla gecirmis, yorulmus ama hep o takdiri almaya cabalamis.
eskiden annemin yolu babamdan daha erdemli gelirdi. bazi acilardan hala oyle ancak bir insanin baskalarinin onayini alma ihtiyaci duymadan bir hayat yasamasi herhalde buyuk bir ozgurluk olsa gerek. babam bunu basarmis.
ben basaramam cunku ben annemin kiziyim. benim onumde uzmanliklar, doktoralar, docentlik mucadelesi, kongreler, yayinlar olmali. tam su cumleleri yazarken aslinda ne kadar sacma seyleri hedefledigimi fark ediyorum. ben, bir kagit parcasi ya da akademik derece degilim ki. ben bunlarin otesinde, baskalarinin hayatina dokunabildigim, hayati algilayabildigim ve bir sekilde yarattigim surece benim.
derken aklima profesor hocalarim geliyor ve why not both diyorum. cunku ben maymun istahliyim. cunku icimde kalmasindan cok korkuyorum. pisman olmaktan..
iste bu yuzden daha da gitmek gitmek gitmek istiyorum. cunku gitmek, hangi sifatla gittigine bagli olmaksizin bir basari. ve gidip geri donen, gitmekten basli basina korkan tum insanlarin aksine ben gittigimde kendimi daha guvende hissettigimi biliyorum.
biliyorum ki insan kendi firsatlarini kendisi yaratir. ah ama o kadar cok gitmek istiyordum ki firsat yaratmayi yaklasik 1.5 sene once biraktim. kendimi bir sinava bagladim ve o agir sinavla suya atladim. simdi cikamiyorum. gidemiyorum. gitmem buna bagli. niye boyle dusunuyorsam! bir anda aileme iki aci gercegi carpmak, onlara kaldirabileceklerinden fazlasini vermek olacakti. yabancilar bu konuda guzel bir soz de soylemisler: you have a full plate!
hayatta yapmak istedigim seyi biliyorum evet. yapmak istemediklerimi de. ancak insan hicbir zaman olumsuz seylere odaklanmaz, hayatini "yapmak istemedikleri" uzerinden, "yasamak istemedigi sekilde olmasin" diye sekillendirmez. hep "yapmak istediklerine" gider akli. onlari hedefler. ancak yapmak istediklerin cok zordur. ne yazik ki artik devir sanayi devri oldugu icin insan bir makinedir ve ortacag'daki gibi kendini kalesine kapatip depresyona girecek luksu yoktur. her gun sabah 7.30'ta uyanip o ise gidilecek, o gorevler yapilacak, yoksa nasil para kazanasin, nasil topluma hayrin dokunsun?
su toplum ve hayir dokunma olayi da ayri bir cikmaz. kim dedi bizlere o kadar onemliyiz diye? kim dedi hayatimizin bir anlami var diye? sirf delirmemek icin boyle seylere inandiriyoruz kendimizi, biricik sanmaya ihtiyacimiz var diye surekli bir performans gostermeye zorluyoruz kendimizi. iyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir sevgili, iyi bir arkadas, iyi bir ebeveyn olmaya cabaliyoruz ama who cares? tam bu noktada aladag'dan serin babami anmazsam olmaz herhalde. hayatini hic kimsenin beklentilerini karsilamak adina zorlamamis, istedigi gibi yasamis bir insan. marjinal kesinlikle degil, ama rahat. ve ben, nam-i diger annemin kizi, surekli basarmasi gerektigine inanmis, cunku tum ailenin bakislari uzerindeyken kucuk kentten buyuk sehre okumaya gonderilmis ve basarmaliymis yani anlatabiliyor muyum? calismis, her seye calismis, hayatini calismakla gecirmis, yorulmus ama hep o takdiri almaya cabalamis.
eskiden annemin yolu babamdan daha erdemli gelirdi. bazi acilardan hala oyle ancak bir insanin baskalarinin onayini alma ihtiyaci duymadan bir hayat yasamasi herhalde buyuk bir ozgurluk olsa gerek. babam bunu basarmis.
ben basaramam cunku ben annemin kiziyim. benim onumde uzmanliklar, doktoralar, docentlik mucadelesi, kongreler, yayinlar olmali. tam su cumleleri yazarken aslinda ne kadar sacma seyleri hedefledigimi fark ediyorum. ben, bir kagit parcasi ya da akademik derece degilim ki. ben bunlarin otesinde, baskalarinin hayatina dokunabildigim, hayati algilayabildigim ve bir sekilde yarattigim surece benim.
derken aklima profesor hocalarim geliyor ve why not both diyorum. cunku ben maymun istahliyim. cunku icimde kalmasindan cok korkuyorum. pisman olmaktan..
iste bu yuzden daha da gitmek gitmek gitmek istiyorum. cunku gitmek, hangi sifatla gittigine bagli olmaksizin bir basari. ve gidip geri donen, gitmekten basli basina korkan tum insanlarin aksine ben gittigimde kendimi daha guvende hissettigimi biliyorum.
12.2.15
27.1.15
donmus bir golun uzerindeyim
akip giden tum zamanlarin aksine
ne ileri ne geri
kimildayabiliyorum
oracikta olmekten korkarken
gozlerim dolu dolu uzaklari izlerken
ayaklarima bakmaya cekiniyorum
hayatin basli basina
yitip gitmekten ibaret oldugunu anliyorum
tum eski arkadaslarim dusuyor aklima
eski sevgililerim
ailemin olen kismi
icimin olmus kismi
aklima sigmayip
yere dusuyorlar
tum kararlarimi dusunuyorum
hayatta savrulmalarimi
ya sola degil, saga savrulsaydim?
ya hic sapmasaydim yolumdan?
su an geldigim noktada
yine de olur muydum?
yine de uzuntuye sigindigimi soyler miydin?
yine de gozyaslarimi doker miydim?
karanligi bir ortu gibi ortup,
ruyalarima kacar miydim?
bir iyilik varsa
benden degil
bir yalan kokuyorsa
mutfaga sinmistir.
akip giden tum zamanlarin aksine
ne ileri ne geri
kimildayabiliyorum
oracikta olmekten korkarken
gozlerim dolu dolu uzaklari izlerken
ayaklarima bakmaya cekiniyorum
hayatin basli basina
yitip gitmekten ibaret oldugunu anliyorum
tum eski arkadaslarim dusuyor aklima
eski sevgililerim
ailemin olen kismi
icimin olmus kismi
aklima sigmayip
yere dusuyorlar
tum kararlarimi dusunuyorum
hayatta savrulmalarimi
ya sola degil, saga savrulsaydim?
ya hic sapmasaydim yolumdan?
su an geldigim noktada
yine de olur muydum?
yine de uzuntuye sigindigimi soyler miydin?
yine de gozyaslarimi doker miydim?
karanligi bir ortu gibi ortup,
ruyalarima kacar miydim?
bir iyilik varsa
benden degil
bir yalan kokuyorsa
mutfaga sinmistir.
22.12.14
8.12.14
2014, my old friend, not so bad.
Gotten a new piercing.
Dyed my hair.
Ended a relationship.
Started a new relationship.
Been on a long car journey.
Passed an exam.
Cried on someone’s shoulder.
Had a massive fight with a boyfriend/girlfriend.
Received flowers.
Had a Valentine.
Written a letter using pen and paper.
Gone to see a therapist.
Been prescribed medication by a doctor.
Read a really good book.
Gone to the zoo.
Spent too much money on unnecessary things.
Traveled by train.
Cried over someone.
Spent a day out in the sun getting a tan.
Slammed a door out of frustration
Had an anxiety/panic attack.
Had a BBQ.
Gone to the fair.
Gone bowling.
Seen a film at the cinema in 3D.
Gone on a date.
Helped someone home after they’d had too much to drink.
Stayed up all night.
Talked on the phone for over 2 hours.
Supported someone who’d received bad news.
Watched some kind of live sporting event.
Read an entire book in one day.
Bought a DVD the day it was released.
Eaten McDonald’s more than four times in a single week.
Cried as a result of exam stress.
Met some incredible new people.
Fallen backwards off a chair.
Broken my glasses.
Cried over someone in my past.
Spent hours aimlessly browsing the internet.
Thrown up.
Cried over a film.
Gone out of my way to avoid an ex-significant other.
Been in a relationship for a year or longer.
Dyed my hair.
Ended a relationship.
Started a new relationship.
Been on a long car journey.
Passed an exam.
Cried on someone’s shoulder.
Had a massive fight with a boyfriend/girlfriend.
Received flowers.
Had a Valentine.
Written a letter using pen and paper.
Gone to see a therapist.
Been prescribed medication by a doctor.
Read a really good book.
Gone to the zoo.
Spent too much money on unnecessary things.
Traveled by train.
Cried over someone.
Spent a day out in the sun getting a tan.
Slammed a door out of frustration
Had an anxiety/panic attack.
Had a BBQ.
Gone to the fair.
Gone bowling.
Seen a film at the cinema in 3D.
Gone on a date.
Helped someone home after they’d had too much to drink.
Stayed up all night.
Talked on the phone for over 2 hours.
Supported someone who’d received bad news.
Watched some kind of live sporting event.
Read an entire book in one day.
Bought a DVD the day it was released.
Eaten McDonald’s more than four times in a single week.
Cried as a result of exam stress.
Met some incredible new people.
Fallen backwards off a chair.
Broken my glasses.
Cried over someone in my past.
Spent hours aimlessly browsing the internet.
Thrown up.
Cried over a film.
Gone out of my way to avoid an ex-significant other.
Been in a relationship for a year or longer.
Subscribe to:
Posts (Atom)


