30.10.16

so why don't you just pick me, choose me, love me?

26.10.16

bugun vucuduma kisisel vegvisir'imi kazittigim, 25. yas gunu hediyemi gec de olsa kendime hediye edebildigim, uzun zamandan beri olmadigim kadar mutlu oldugum, sanki ertesi gun okulun ilk gunuymus gibi sabirsizlikla sabahini cektigim, kendimi en cok simarttigim gun olarak tarihe gecsin.

25.10.16

benim kendimle olan derdim o kadar buyuk, o kadar dipsiz ki ancak olsem sonlanacak gibi geliyor.

insanlari siktir et. icimde henuz insan sevgisinin i'si yokken bile psikiyatrist olup, hayati anlamlandirmak istemistim. kendimi anlamak. kendime yardim etmek. yaralarimi sarmak, opmek, kollamak. sonra insanlar geldi. insanlara yardim etmenin buyusu ve fedakarlik. oysa belki de hakikaten insanlar aradaki parazitlerdi. ben kendime yardim etsem en basta, asil herkese oyle faydam dokunacak.

kendime yardim etmenin yolu baglari kirmaktan geciyor. o nereye gidersem gideyim uzayip benimle gelen annemin kollari var ya.. onlari eklem yerlerinden catirdatarak koparmak istiyorum. her sey kirilsin, tuzla buz olsun istiyorum. ve hayatta ilk defa olmeye yakin hissetmek istiyorum. ciplak, korunmasiz, kimsesiz. o da ilk defa kaybetmeyi gorsun. sonra sariliriz. ve bu kez hakikaten gercek bir sarilma olur ilk kez.

17.10.16

bes dakikada degisir butun isler.
bir anda dokuluverir bes yilin icinde biriken kisimlari annene karsi.
ve isin ilginci, anlar o da seni.
sana ilk defa hak verir.
aklinin canavarlari, uykularinin karabasanlari meger gercek degilmis.
herkes her seye alisabilirmis.
belki de buralardan gitme vakti gelmis.

7.10.16

hayatimin en unstabil donemini yasiyorum:
bir gun tenime degen gunese, burnumdaki tuzlu deniz kokusuna, beyaz tuylu sevimli kediye, yedigim leziz bir yemege, etrafimdaki insanlara sukrediyorum.
ertesi gun daha fazla yasamak istemiyor, dayanamiyor, olmeyi diliyorum.

eriskinligin en cok kendi hayatina dair sevabiyla gunahiyla birtakim karar almali kismini sevmedim.
aslinda basindan beri deliler gibi istedigim buydu. birey olmak. ama artik otesi icin cok yorgun hissediyorum. cok kirgin hissediyorum. kimseye bir sey anlatmaya gucum yok. sadece oylece durmak istiyorum.


ben cok mutsuzum.

29.8.16

11.12

rüyaların
kapakları açma gibi bir işlevi var
kirli anıları dolaptan çıkarıp
yıkama akabinde kurutma
sonra da yatağın üzerine serme

yok, serme.

28.8.16

in the morning there's meaning, in the evening there's feeling.

31.7.16

i'm a high school lover and you're my favorite flavor.

temmuz ayi bitiyor. garip bir sekilde baslayan, ay ortasinda darbe ile zirveye ulasan ve yine hic beklemedigim bir sekilde biten 2016 temmuz'u bana yalnizligimi hatirlatsin. su an, su pazar gunu, dilara ve sevgilisi kilyos'ta, merve flortuyle kadikoy'de, ipek sevgilisiyle macka parki'nda iken ve alperen'in ankara'dan sevgilisi gelmisken, bendeniz "playground love" dinleyerek kahvemi iciyorum. uzanmak istedigim insanlar var ama kendimi durduruyorum. soylemek istedigim sozler var ama yutuyorum. hatirladigim guzel anlar var, unutamiyorum.
uzanip kendi yanaklarimdan opuyorum.

21.7.16

i need to scream and shout until i work it out.

8.7.16

this too shall pass

25'e kaldi 1 hafta. son 1 hafta.
kendime bu yasimda en cok hediye etmek istedigim sey kendime olan inancim.
"meraba benim adim dide" diyip tanimadigi insanlarla tanisabilen, rahatca kendini ifade edebilen 6 yasindaki dide, "ben mezuniyet toreni icin bir yazi yazdim ve bunu okumak istiyorum" diyip 150 kisilik donemin ve ebeveynlerin onunde liseden mezun olmak hissiyatlari paylasan 17 yasindaki dide, durmasi gereken yeri bilen, bazen de durmayan ve kafasini koydugunu yapan her-yastaki-dide icin..

"kendimi basarisiz hissediyorum" dedigimde, "define basari" diyen pinar hakli aslinda.
sen kendine olan inancini, ders basarisindan ibaret gorursen, hayatindaki ilk ise bagli basarisizlikta da yikarsin o inanci.
oysa su vakte dek ben bundan ibaret degildim.
egomu dusundugumde hafiflik hissediyorum dedigim zamanlarda bile adim gibi biliyordum, ben guzel bir seyler yapabiliyorum. yapabildiklerim sinirinda su hayata, su insanlara dokunmak istiyorum. elim uzandiginca, dilim dondugunce.. bir yaslinin elini tutmak, yoldan gecen birisine pecete uzatmak, tanimadigim birisine gunaydin diyip gununu guzellestirmek kadar ufak ve naif isteklerim var hayata dair.
adim gibi de biliyorum, psikiyatrist olamasam da bu devam edecek. su an degilim cunku, su an araftayim, hicbir seyim ve her seyim aslinda. her seyim ben.

ben iyi bir insanim. bunu kaybetmek istemiyorum. bunun devami [doktorluk-psikiyatri-iyi bir es olmak-anne olmak vesair] detay sadece. hicbiri olmayabilir veya hepsi de olabilir. ben 25 yasindaki bir dide olarak bunlarin disindayim zaten.

sunu yazmak bile nasil ferah hissettiriyor.
su igrenc ve ders calismaya calismakla gecen dark zamanlara ragmen hissettigim su ferahlik zaten benim kurtaricim. kararlarimin arkasinda durma gucum. ah bu ferahlik, ne ozlemisim seni!

bunlar gececek, biliyorum.
cevremdeki herkes bir sekilde hayatina devam ederken, bendeki bu arada kalmislik, pause'a basmislik hissi cok kotu mu? tabi ki kotu!
en son ne zaman gunes'in tenime degdigini hissettim (gunes altinda yurumekten bahsetmiyorum, o an'in kiymetini bilmek gibi bir sey bahsettigim) bilmiyorum. kitap okumayi, aylaklik yapmayi, hayatimdan haksizlik yapmadan insan cikarabilmeyi, hayatima korkmadan insan alabilmeyi, en cok da ise yaramayi ozledim.

ama su an bile yariyorum aslinda. o ufak ve naif isteklerimle, sartlarim el verdigince.
kendime bu kadar yabancilasmis olmama sasiyorum.
kendimden bu kadar vazgecmis olmama.
kendime bu kadar kizgin olmama.
kendime bu kadar uzak kalmama.
zamaninda mete'nin yaptigi underestimation'dan sikayetciyken, su an bunu en cok kendime yapmama.

sev kendini 25 yasindaki dide. cunku seni senden baska kimsenin sevgisi kurtaramaz.


27.6.16

her seyin cok ama cok fazla geldigi zamanlar.

28.5.16

one thing i do know for certain: we are waiting.
that's our value.
yes, we're waiting and we are, as it were, listening to life, listening out into that plateau which people call the world, out across the sea with its storms.

23.5.16

bugun sabah tam evden cikacakken kapi onunde bir gurultu duydum. kapi deliginden baktigimda 85 yasindaki karsi komsumun yerde uzandigini, yanindaki kizi oldugunu tahmin ettigim kadinin panik halinde donup kaldigini gordum. nasil firladim evden bilmiyorum, oyle ayakkabi bile giymeden. dilara'yla eve tasidik kadini, kizina baktim zangir zangir titriyor. kolay degil herhalde insanin annesini bu halde gormesi. siz gecin iceri oturun, sakinlesin biraz, biz leman hanim'in yanindayiz dedim. kafasini carpmamis, kalp krizi gecirmemis, basi donmus. uzattik, ceketini cikarmasina yardim ettik, nabzina baktim, su getirdim ilacini icti.
ilk gordugumde oyle yerde atarken o kadar korktum ki. kalp krizi mi gecirdi, napalim, ne olacak simdi diye bilinmezliklerle bir de baktim disardayim.
birkac saat kaldik dilara'yla orda. kiziyla konustum uzun uzun. telefon numarami verdim. bir sey olursa mutlaka haber vermelerini soyledim.
eve girdik, dilara sarildi bana.
ben ise hoykurerek aglamak istedim.
hasta/muhtac/yasli/yalniz/zorda insanlara dayanamiyorum. hepsine gozum gibi bakasim geliyor, ellerinden tutmak, sarilmak, sarmalamak.. ama su an hicbir seyim ben. doktorum ama degilim. araftaki biriyim. oysa keske isimin ehli olabilsem, keske uzmanlasabilsem istedigim alanda, o kadar cok yapmak istedigim sey var ki.. yardim edilecek o kadar insan var ki..

ama gercekler nasil? hala onumdeki sinavi gecmem gerekiyor. doktorluk yapamiyorum. ev kizindan halliceyim. ve o kadar kiziyorum ki kendime bu sinav "oyunu"nu kurallarina gore oynayamadigim icin. cunku kimse de sana "canim sen iyi bir hekim olursun, ozverilisin, sefkatlisin" demiyor. bu caresizlik karsisinda hic bu kadar kizgin hissetmemistim. dangoz insanlarin doktorluk kontenjanlarini doldurmasindan biktim. hala one cikip, o dangozlari gececek kadar ders calisamamaktan biktim. ise yaramak istiyorum, cok mu?

15.5.16

cause i'm gonna be free and i'm gonna be fine (maybe not tonight)

You think you have lost your faith, but you have not. You have only misplaced your faith and you can't find it where it lies now deep in your soul. And the way to do that is through the simple process of love. Love yourself, forgive yourself. You can't love and forgive other people, if you don't first of all love and forgive yourself. You have to realize that people are fallible beings. They make mistakes, they have to be excused from these mistakes. And allowed to continue on in this quest for a better life and for goodness. So love yourself and then love other people. Please forgive yourself. Go on a journey of finding love and forgiveness.

9.5.16

i think i’m just too smart and too sensitive and too, like, not crazy. so that i’m feeling all these big feelings and containing all this stuff for everybody else and it’s like.. ok, i read this article about fiona apple in new york magazine where she said, “everybody acts like i’m nuts. i’m not nuts. i just want to feel it all.” it’s like, that’s what i’m like. i just want to feel it all.

7.5.16

"reddedilmis mumkun."

cunku en mantiklisi zaten olmayacak olana inanmaktir. idealden en uzak noktayi belirleyip, oraya ulasma esnasinda yasanan tum o kavranislari/kahrolusu sevmektir. niye boyleyim demen bile yanlis. sen insansin. [ah zaten ne geldiyse bu insanligimizdan geldi, keske robot olsaydik ya?] ideal yok aslinda, dogru yok, erdem yok, ahlak yok, asla demek yok. cunku asla dedigin her seyi catir catir uygulamaya gecirdigin tum bu surece hayat deniyor, tanis onunla. onu sev, onu kabullen. sen bu noktadasin cunku o noktaya gittin iste, ulastin. aslalarini teker teker takip ettin ve buradasin. buradayim.

3.5.16

carrie'nin mr. big ile olmadigi alternatif evrene sans verdim gibi gorunuyor.

11.4.16

26.1.16

kim oldugumu hatirlamayacak kadar unutmak istiyorum.

i-na-nil-maz huzursuzum.
sanki icimde kocaman bir kara delik var
elimi kaldirmak, gozlerimi acmak, sacimi toplamak bile istemiyorum
evden cikma kismina girmiyorum bile
yine o eski, o buyuk, o unutulmaz korku geldi yanibasima
sanki cok ihtiyacim varmis gibi su an
yok sana ihtiyacim, su an tek ihtiyacim berrak zihin ve kitaplar
lutfen sus artik
korkacaksan da git yatagin altinda kork
bana gorunme, bende gorunme

boyle diye diye kac kapi kapattim icimde
seni en en geride birakmak icin
nolur sus, su an hic luzumu yok
olursa olur, olmazsa olmaz

26.12.15

gecen gun uzun bir aradan sonra melanie'ye yazarken gozden gecirmis oldum son bir yilimi ve neticede ne kadar sikici oldugunu bir kere daha anladim. cunku ben hayatimin pause dugmesine basmama yol acan, son bir bucuk yilimi soyle ya da boyle emek vererek harcadigim, en nihayetinde yillarimi sikip atan bir sinava girdim ve sonuc: failuuuuuure! (kings of convenience sarkisinda soylendigi melodide hem de)
bu esnada insan gercekten hayatta bir yerden kaybedip, bir baska yerden kazaniyor olmali ki cok guzel bir yerde ise basladim. uzmanlik sinavini ve kazanamamisligimi bir kenara birakip, 1 ay boyunca kafami baska seylere verdim. is cikisi [is yerinin taksimde olmasi guzelligiyle] saat 4'te icmeye baslayip, aksam ancak uyku vaktinde eve donuyordum. merak ettigim kafeleri, sergileri gezebiliyor, kendi maasimi harciyordum. hatta oyle bir harciyordum ki simdi dizlerimi dovmeme sebep olacak sekilde hic para biriktiremiyordum.
ekim 2015... uzerine dusunmekten korktugum o temel konuyu gormemek icin kor olana dek icmek, icmek, icmek. maasim sadece alkole ve fine dining'e gitmesi. cunku olur da eve biraz erken gelirsem, tek yaptigim gogsume oturan fille beraber aglamak ve kahrolmakti.
kendime dair en sevmedigim ozelligim her seye problematik yaklasmam ve oluruna birakamam. sorun mu var? neden var? nasil olusmus? nasil yok edilir? tamamen bu pattern'de ilerliyor her dusuncem. oysa bazen yok edilemiyor sorunlar, orada seninle beraber durmasi gerekiyor. sen ise oyle sartlanmissin ki sorunlari ortadan kaldirmaya, beceriyle ortada toz bile kalmayacak sekilde etraftaki boklari temizlemeye, bu sorunun orada durmasina dayanamiyorsun. sessiz, sakin, kendi halinde bir sorun olsa bile neden var yani? niye yok edemiyorum bunu? bildigim seyi niye yok edemiyorum?
yillardir terapi yapiyorum ama hala kabullenemedigim seyler var.

1.12.15

25 yasindayim, kendi parami kazaniyorum, doktorum. ama hala icim oyle kucuk bir kiz cocugu var ki.. gecen gun bir aile dostumuzla konusurken, kadin birden "kardesinde de sezdim bunu, sende de var. annenler sizi cok guclu yetistirmisler, kendinize guveniniz tam" dedi. suratina kahkahalarla gulmek istedim. guclu? ben? kendine guveni tam? annemler sayesinde?
benim guclu olmaya dair tek motivasyonum, babama olan inadimdi. babam zayif oldugumu mu dusunuyor? o zaman olmayacagim! babam yapamayacagimi mi dusunuyor? bal gibi de yapacagim! babam pes etmemi mi bekliyor? asla pes etmeyecegim. babam intihar etmemi mi bekliyor? inadina yasayacagim!
sonra tam da boyle dusunurken o igrenc vicdan konusmaya basliyor: o eski baban degil artik, yaslandi, kabullendi, o da degisti.
yaslanmasi o kadar korkunc bir sey ki! benim kalbimi daha da yumusattigi, kafami ise daha da karmancorman yaptigi ve aramizdaki bu inat savasina bias kattigi icin..

canim babam, sen benim kafamda yikamadigim -ah bir turlu yikamadigim- kocaman bir duvarsin. arkamda durup bana destek olmak, sana sirtimi yaslamami saglamak yerine, bu duvar, bu kocaman ve kor atesten duvar benim onumde. ben onu gecmek istiyorum. ben onu itmek istiyorum. ben ona sarilmak istiyorum. ben onu seviyorum. ben ona kiziyorum. ben onu yikmak istiyorum. ve bunlarin hepsini hissetmek gercekten yorucu. gogsumun ustune oturan kocaman bir fil var gibi.. ve ben nefes alabilmek istiyorum.

3.11.15

insanlari degil de onlarla oldugum zamanlardaki halimi ozlemek.

mesela bu sarki bana hep gec kalmisligi, birisiyle ayni anda ayni hissi hissedememeyi, kendine yabancilasmayi, akip giden zamani, gozlerimin icine bakan cocugu, peyote'yi, kirmizi balonlari, munferit'in alt katini, gidemedigim lab dersini, gri renkli o koltugun dokusunu, dokundukca cikardigi sahile vuran dalga sesini, o sesin insana verdigi garipligi, ayni suda iki kez yikanilmayacagini, ama isiklar altinda dans ettigim o geceyi hatirlatacak.


1.11.15

annemle beraber yuzuyoruz. kac yasindayim hatirlamiyorum ama elimi her gordugum seye uzatmak istiyorum. annem yapma diyor, cunku onlar deniz canlilari ve rahatsiz edilmek istemezler. bir yanim cok korkuyor aslinda, suda dalgalanan uzantilari olan bu deniz canlisina dokunmaktan. oteki yanim inanilmaz merak ediyor. ama tabi ki annemi dinliyorum ve onume bakarak yuzmeye devam ediyorum.

19.8.15

conscientia.

vicdanin ogretilecek ya da sonradan kazanilacak bir sey oldugunu sanmiyorum. [belki de cok kotumserim] ancak vicdan hic sanilmadigi kadar kolayca kaybedilebilen bir sey.
bu yuzden bu kadar hizla cozuluyoruz zaten. birbirimizden, insanliktan.

8.8.15

dilek.

bu sene kac nobet tuttum bilmiyorum. kac hasta baktim. kac insan tanidim. kac dert dinledim. kac kisiye sinirlendim. kac kisiye gucendim.. iyi ki hos olmayan anlari unutmak diye bir sey var. yoksa adresini bulamamis tum bu ofke ve pismanlik, omuzlarima cokup beni oldugum yere gomerdi agirligiyla.


bu sene beni mutlu eden, iyi ki tanimisim dedigim insanlari ise hatirliyorum, onlarin sevdikleri/sevecekleri bir sey gordugumde, onlarla gecirdigim anilari anlatirken hala sevgiyle aniyorum. onlardan birisi, en sahiplendigim, en sevdigim, bir hastadan da otesi olan guzel bir insanin olum haberini aldim. aylarca umutla, merakla, basi dik bir sekilde hastaligina karsi durdu. dun ziyaretine gittigimde bilinci kapaliydi, bir ay once gordugum halinden cok ama cok farkliydi. her sey cok hizla ilerlemis. zaman nasil da gecmis. aydinlik ve isik dolu bir gelecek dilemisti bana. ben de aynisini su anda onun icin diliyorum. umarim aci cekmedi, umarim cocuklari metanetli olurlar. hayat cok garip. su his, su uzuntu, su bosluk.

28.6.15

keske ruzgar beni suruklese.

gitmek, gitmemek, calismak, calismamak, bilememek, hareket edememek, donup kalmak, yuruyememek, yorulmak, uyumak, bikmak, istemek, istememek.



17.6.15

niye dusuyorum bilmiyorum. en cok mutlu olmam gereken zaman su an (kagit ustunde). zira yine kagit ustunde mezun oldum. aldim diplomami. yillar once henuz 9 yasindayken ama ruhum deliler gibi ozgurce kosmak isterken soyledigim cumle suydu: "o doktorluk diplomasini alip ailemin gozune sokucam ve topuklarimi kicima vurarak istedigim hayata dogru kacicam." realiteye donersek bu laf oyle kulaga geldigi gibi de olmadi. diplomayi buyuk bir heyecan ve gururla aldim. ben bile tip fakultesini bitirmistim. ben. niye ben bile mi diyorum? cunku benim gozum o kadar disarda, kafam o kadar bulutlardaydi ki daha ilk gununden beri bu yogun calisma temposu ve kararliligini nasil basaracagimdan supheliydim. ama yaptim. gozumun ucuyla calisa calisa gectim sinavlarimi, gittim konserlerime, gezdim sergilerimi, dolastim yurtdisinda, dondum sinavlara girdim, estetik yoksunu hastane binalarina katlandim senelerce, yeri geldi hasta oldum, yoruldum, asik oldum, kahroldum, sevindim, uzuldum ama bitirdim. cumartesi gunu haydarpasa kampusu'nun bahcesindeyken cok garip duygular yasadim. cimenler, duvarlar, kantin, agaclar, banklar, koridorlar. kayit gunu geldi aklima, cok belirsizdi her sey. sadece istanbul'da yasamaya baslayacagim belliydi. simdi, 6 sene sonra, yine bir belirsizlik kiyisindayim. kismen aslinda. bir aksilik cikmazsa istanbul'da yasacagim ama ne is yapacagim, psikiyatrist olacak miyim, idealizm de bir yere kadar diyip vaz mi gececegim, yoksa psikiyatrist olup da mutsuz mu olacagim.. belirsizlik, belirsizlik. net olan tek sey, doktor oldum ve bu hosuma gitti.

6.6.15

24 yillik hayatimin en korkunc hastaligini atlatiyorum. bunlari yazabildigim icin aslinda buyuk kismini da atlattim. hem de oyle bir atlatma ki kendi gucumu buldum. kardesimin kollarinda, annemin kucaginda, babamin sesinde, arkadaslarimin yardimlarinda.
dun ben olumden dondum.
en son 2007 yilinda yapilan bir enjeksiyona bagli olarak yasamistim anafilaksiyi. o ilacin beni oldurebilecegini, o gunden beri unutamam. sanki cigerlerimi birisi sikistirmis gibi nefessiz kalmistim. mosmor. babamin saskin surati, annemin hizir gibi atilmasi.. unutamam. an be an nefessiz kalirken aklimdan "boyle siktiriboktan bi sekilde mi olucem yani?" sorusu gecmisti. olmemistim sonrasinda ama bogularak olen insanlarin, olmeden evvel neler yasadiklarini az biraz anlamistim.
bu sefer vucudunu ve anafilaksiyi cok iyi taniyan bir doktor olarak yasadim onu. ve hastanede oldugum icin "olecegim!" panigim olmasa da [zira birisi bana mudahale eder herhalde diyordum] "oluyorum, yardim edin!" panigim mevcuttu.
o sirada aklima sadece annem gelebiliyordu. delicesine carpan kalbim, hissetmedigim ayaklarim, kasili kalmis ellerim, bulanik bilincim, iste ben karsinizdayim. 4 gundur cesitli sedyelerde tasinan, kollarinda damar yolu acilacak yer kalmamis, vucudu yorgun dusmus ben, buradayim.

hala temizlenmedi vucudum enfeksiyondan. hala bitmedi ilaclarim. artik atesler icinde gecen geceler yok. gunde 15 saati bulan uykularim yok. yuruyorum, dusmuyorum. konusuyorum, aglamiyorum.
ama cok agladim. bu hastaligi nasil atlattigimi, bir ben bilirim desem yalan olmaz. cunku ben atlattim. o yuzden su anda hala tam olarak iyilesmesem de kendimi hic hissetmedigim kadar guclu hissediyorum. ayaklarim yere hic bu kadar guclu basmamisti.

2.6.15

yine ben bok gibi, yine ben duvarlara carpan.

27.5.15

loved despite of great faults,
hated because of great qualities.

20.5.15

guvensizliklerimizi birbirimizle paylassaydik, taze fasulye ile c vitamininin, varligi beslese bile yasami kurtaramadigini ve ruhu beslemedigini kendi kendimize soyleyenilmek icin kendi aramizda bir araya gelebilseydik, ne kadar iyi olurdu.

1.5.15

nasil biri oldugunu unutmamak icin yalnizligini kimseye verme.

9.4.15

meyse isminde bir hastam var. her baktigimda, her konustugunda anneannemi hatirliyorum. giresunluymus. bostanci'da oturuyor. bana gel, sana yemek yapayim, recel vereyim diyor. ailemden ayri yasadigimi duyunca, bir anaclik aldi basini gitti kadinda. bir de oyle sasirtici ki asla yasini gostermiyor. oysa 84 yasinda. disarda gorsem maksimum 70 derdim. boyle de sansli bir genetigi var.
yavas yavas eriskin dunyasina ilerliyorum. mezuniyetim yaklastikca, annem "sen kardesinle pek yasayacak gorunmuyorsun" dedikce, arkadaslarim "bu yaz mi?" dedikce ben eriskin dunyasina yaklasiyorum. bu gibi anlarda anneannemi nasil da isterdim. babaannem de yok benim. dedem de. her yasli insanda onlari ariyor gibiyim, onlari daha da ozluyorum. 

15.3.15

ben neden benim?

bir ara hayatin bizatihi kendisi beni oyle yormustu ki bulabildigim en guzel kacis yolunu secmistim: gercekten uzaklasmak. kendimden uzaklasmak. hayatima bir ucuncu goz gibi bakmak. sevdigim insanlara bir yabanci gibi bakmak. onlara sarilirken, onlari operken bile. o gunlerimde ve hala ara sira sabah uyandigimda sasiriyorum. yaklasik 10 saniyelik bir zihinsel boslukla uyanip, kendi kendime “senin adin dide. su okulda okuyorsun. bir saat sonra dersin var. simdi kalkip ona gitmelisin” demek gerekiyordu. yoksa o bedeni nereye hareket ettirecegini, nasil kontrol edecegini bilmeyen bir zihin oluyordum.
hala bazen bir bar tuvaletinin ya da bir arkadasimin evindeki tuvalette aynaya bakip sasiriyorum. sen napiyorsun su anda diyorum. cok garip. yani sirf su bedenin icinde oldugum icin onun gozunden yasiyorum hayati. ruhum nasil da engellenmis hissediyor kendini o anlarda. aynaya bakiyorum ve fena da degil bu kiz aslinda diyorum. burnu biraz kemerli ama yuzu guzel. ben, ben olmasaydim, bu yuzu hatirlar miydim diye dusunuyorum. akilda yer eden bir yuze sahip miyim? bazen de aynaya bakarak urperiyorum: yillardir beraber yasadigim bu bedene cok yabanci hissediyorum kendimi. bu kiz kim diyorum mesela. cikarin beni buradan.

5.3.15

no cars go

hastanede ortaya cikan dide'ye cok sasiyorum. icimde bir florence nightingale varmis da haberim yokmus diyecegim, oysa bu bir yalan. o hep vardi. 12 yasindayken gidip bipolar hastaligi olan cocuga tutuldugumda veya evden 90 km uzakta, yasamadigim bir sehirde yeni dogmus bir sokak kedisi bulup onu karton kutu ve tren yardimiyla eve getirdigimde [sadece bir gun daha yasatabilmistim zavallicigi] biliyordum ben. icimde bitmek bilmeyecek bir kurtarma sevdasi var. yardim.
bundan onceki yillar boyunca favori cumlem: i hate y'all! oldugu icin su an hastanedeki halim garip geliyor. kendimi kasmiyorum, zorlamiyorum. o gulumseme suratima geliverip konuyor. birden. nobetciyken, utanmasam servisteki hastalarin hepsinin uzerini ortup iyi geceler diyecektim. utanmadigim ve onlari onemsedigim icin ise sabah hepsine teker teker gunaydin dedim gulumseyerek. geceniz nasil gecti, agriniz var miydi dedim.
bu sabah hastaneye geldigimde bir hastamin ex oldugu haberini aldim. sasirmadim, zaten dnr hastasiydi. sadece esinin o ozverili bakimi surekli gozumun onune geldi. basiniz sagolsun dedim. allah razi olsun dedi. oysa ben hicbir sey yapmamistim. o hasta kurtarilamayacak bir durumdaydi. ben sadece birkac gununde daha yer aldim. o kadar. sonra esinin kullanilmamis bezlerini baska bir hasta yakini kadina verdi. servis boyle kadinlarla dolu. hasta eslerine bakiyorlar. hepsinin elinde yasin var. surekli dualar edip, kuran okuyorlar. arada sigara icmeye cikiyorlar. serviste yatan yasli kadinlarin ise yaninda kizlari kaliyor. cunku ogullar hicbir zaman orada olmamak uzere dogmuslardir. veya ne bileyim iste.
normalde cok bitchlesmeye yatkin olmama ragmen bizim serviste hemsirelerle kavgali olmayan tek kadin doktor benim. salak bir sempati halindeyim tum serviste. kidemli asistanimin gozunde caliskan, geyik asistanlarin gozunde eglenceli ve komik, hastalarin gozunde kibar ve ozverili. kendi gozumde? bilemiyorum.
iyilik yapmanin katiksiz bir gonul ferahlatma hali varmis. bir yanim tus'a calisamadigi ve psikiyatri kazanamayacagi icin endiseli. oteki yanim, hayatinda ilk defa kendini ise yarar hissediyor. doktor olmak garip bir sey. hematoloji servisinde olmaksa baska bir deneyim. tum o karmasik insan vucuduna ait bilgiler bir yana, insanlik ve insan olmak guzel sey. [yine de tabi ki avusturya ormanlarinda bir sincap olmayi isterdim galiba]
bana is verilmesini seviyorum. demir gibi, isledikce isildiyorum. insanlara karsi nazik, sabirli ve dusunceli oluyorum. kalbim daha ferah, bunu soylemistim. is yapmadigimda, durdugumda, kalbim de duruyor. beynim duruyor. durmayi sevmiyorum. hareket etmeliyim ki aci uzerimde birikmesin. ne guzel demisler bu sozu de.

gecen gun nobetciyken yanima bir temizlik personeli oturdu. ben hastalarin dosyalarini duzeltirken bilgisayarda, o da yan bilgisayarda bir seylerle ugrasiyordu. kendi kendine konusmaya basladi birden. ama aslinda ona soru sormami bekliyordu. ben istedigi firsati ona vermeyip de soru sormayinca [cunku hala bir yanim yabani] dayanamayip kendisi anlatti:
- benim bir radyom var da
- hadi ya
- evet... eski plaklari falan topluyorum.
- evde de plakcalarin mi var yani?
- yok. mp3 formatinda, tum eski sarkilari ve plaklari topluyorum. sevenlerimle radyomda paylasiyorum. 20 kisi falan dinliyor gunde.
- kim caliyor peki su an sarkilari?
- otomatik caliyor. ben liste yapiyorum onu caliyor yani. ama arada istek sarki yapiyorlar, ben de isteyken kontrol ediyorum. onlari da ekliyorum calma listesine. bir ara baska djler de aldim radyoma. bak ben arabesk ve nostalji muzik calarim. bu adamlar geldi, caldiklari sarkilar arabeskle alakali bile degil. ustelik dinleyici kaybettim. o zamandan beri kendim yapmaya karar verdim. tek dj benim. dj ozgur.
- kendi kurdugun bir isi baskalarina emanet etmek zor tabi..
- zor ya. bak, nerden girmisler. hollanda.
- cok turk var orda. kesin onlar girmistir.
- evet evet. avustralya'dan ve almanya'dan da cok dinleyenler oluyor.
- adi ne radyonun? yarin bakayim bi.
- r a d y o a f e t

13.2.15

gitmek gitmek gitmek istiyorum.
biliyorum ki insan kendi firsatlarini kendisi yaratir. ah ama o kadar cok gitmek istiyordum ki firsat yaratmayi yaklasik 1.5 sene once biraktim. kendimi bir sinava bagladim ve o agir sinavla suya atladim. simdi cikamiyorum. gidemiyorum. gitmem buna bagli. niye boyle dusunuyorsam! bir anda aileme iki aci gercegi carpmak, onlara kaldirabileceklerinden fazlasini vermek olacakti. yabancilar bu konuda guzel bir soz de soylemisler: you have a full plate!
hayatta yapmak istedigim seyi biliyorum evet. yapmak istemediklerimi de. ancak insan hicbir zaman olumsuz seylere odaklanmaz, hayatini "yapmak istemedikleri" uzerinden, "yasamak istemedigi sekilde olmasin" diye sekillendirmez. hep "yapmak istediklerine" gider akli. onlari hedefler. ancak yapmak istediklerin cok zordur. ne yazik ki artik devir sanayi devri oldugu icin insan bir makinedir ve ortacag'daki gibi kendini kalesine kapatip depresyona girecek luksu yoktur. her gun sabah 7.30'ta uyanip o ise gidilecek, o gorevler yapilacak, yoksa nasil para kazanasin, nasil topluma hayrin dokunsun?
su toplum ve hayir dokunma olayi da ayri bir cikmaz. kim dedi bizlere o kadar onemliyiz diye? kim dedi hayatimizin bir anlami var diye? sirf delirmemek icin boyle seylere inandiriyoruz kendimizi, biricik sanmaya ihtiyacimiz var diye surekli bir performans gostermeye zorluyoruz kendimizi. iyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir sevgili, iyi bir arkadas, iyi bir ebeveyn olmaya cabaliyoruz ama who cares? tam bu noktada aladag'dan serin babami anmazsam olmaz herhalde. hayatini hic kimsenin beklentilerini karsilamak adina zorlamamis, istedigi gibi yasamis bir insan. marjinal kesinlikle degil, ama rahat. ve ben, nam-i diger annemin kizi, surekli basarmasi gerektigine inanmis, cunku tum ailenin bakislari uzerindeyken kucuk kentten buyuk sehre okumaya gonderilmis ve basarmaliymis yani anlatabiliyor muyum? calismis, her seye calismis, hayatini calismakla gecirmis, yorulmus ama hep o takdiri almaya cabalamis.
eskiden annemin yolu babamdan daha erdemli gelirdi. bazi acilardan hala oyle ancak bir insanin baskalarinin onayini alma ihtiyaci duymadan bir hayat yasamasi herhalde buyuk bir ozgurluk olsa gerek. babam bunu basarmis.
ben basaramam cunku ben annemin kiziyim. benim onumde uzmanliklar, doktoralar, docentlik mucadelesi, kongreler, yayinlar olmali. tam su cumleleri yazarken aslinda ne kadar sacma seyleri hedefledigimi fark ediyorum. ben, bir kagit parcasi ya da akademik derece degilim ki. ben bunlarin otesinde, baskalarinin hayatina dokunabildigim, hayati algilayabildigim ve bir sekilde yarattigim surece benim.
derken aklima profesor hocalarim geliyor ve why not both diyorum. cunku ben maymun istahliyim. cunku icimde kalmasindan cok korkuyorum. pisman olmaktan..
iste bu yuzden daha da gitmek gitmek gitmek istiyorum. cunku gitmek, hangi sifatla gittigine bagli olmaksizin bir basari. ve gidip geri donen, gitmekten basli basina korkan tum insanlarin aksine ben gittigimde kendimi daha guvende hissettigimi biliyorum.

12.2.15

she already had this wide-eyed sense of wonder that she paired with topics that were challenging and sometimes painful.
and it always had a spiritual core.

27.1.15

donmus bir golun uzerindeyim
akip giden tum zamanlarin aksine
ne ileri ne geri
kimildayabiliyorum
oracikta olmekten korkarken
gozlerim dolu dolu uzaklari izlerken
ayaklarima bakmaya cekiniyorum
hayatin basli basina
yitip gitmekten ibaret oldugunu anliyorum

tum eski arkadaslarim dusuyor aklima
eski sevgililerim
ailemin olen kismi
icimin olmus kismi
aklima sigmayip
yere dusuyorlar

tum kararlarimi dusunuyorum
hayatta savrulmalarimi
ya sola degil, saga savrulsaydim?
ya hic sapmasaydim yolumdan?
su an geldigim noktada
yine de olur muydum?
yine de uzuntuye sigindigimi soyler miydin?
yine de gozyaslarimi doker miydim?
karanligi bir ortu gibi ortup,
ruyalarima kacar miydim?

bir iyilik varsa
benden degil
bir yalan kokuyorsa
mutfaga sinmistir.

22.12.14

durmayan ayaklarim
kirpik saclarim
bozuk agzim
yolunmus parmaklarim
zehirli aklim
iste karsinizdayim.

8.12.14

2014, my old friend, not so bad.

Gotten a new piercing.
Dyed my hair.
Ended a relationship.
Started a new relationship.
Been on a long car journey. 
Passed an exam.
Cried on someone’s shoulder.
Had a massive fight with a boyfriend/girlfriend.
Received flowers.
Had a Valentine.
Written a letter using pen and paper.
Gone to see a therapist.
Been prescribed medication by a doctor.
Read a really good book.
Gone to the zoo.
Spent too much money on unnecessary things.  
Traveled by train.
Cried over someone.
Spent a day out in the sun getting a tan.
Slammed a door out of frustration
Had an anxiety/panic attack.

Had a BBQ.
Gone to the fair.
Gone bowling.
Seen a film at the cinema in 3D.
Gone on a date.
Helped someone home after they’d had too much to drink.
Stayed up all night.
Talked on the phone for over 2 hours.  
Supported someone who’d received bad news. 
Watched some kind of live sporting event.
Read an entire book in one day.
Bought a DVD the day it was released.
Eaten McDonald’s more than four times in a single week. 
Cried as a result of exam stress.
Met some incredible new people.

Fallen backwards off a chair.
Broken my glasses
Cried over someone in my past.
Spent hours aimlessly browsing the internet. 
Thrown up.
Cried over a film.
Gone out of my way to avoid an ex-significant other.
Been in a relationship for a year or longer.

27.11.14

metric - monster hospital.mp3

ikibinondort yili biterken gunlerimi hayatim boyunca hic gecirmedigim kadar aktif ve doktor gibi hissederek geciriyorum. ilk defa bir ise yaradigimi bu denli gorup, ayni zamanda da caresiz durumlar karsisinda da aslinda hicbir onemim olmadigi tezatinin farkina variyorum. yoruluyorum, sonra uyuyorum, bazen uyuyamiyorum. kan, kan, bok, kan, idrar, kusmuk, kan daha fazla kan ortasindayim. bugunu sali saniyorken, bir de bakiyorum persembe olmus. haftasonu-haftaicinin onemi kalmadi. nobetciyim, degilim seklinde ayrilir gunler.
gelecek sene bugun nerede olacagim? 6 yil onceki bilinmezligime dustum tekrardan. belirsizligime. nasil da korkuyordum ve ufak hayallerim vardi. kendime inancim, her zamanki gibi yine yoktu. sonra ne oldu? kendi kendimi sasirttim. bu sefer de olabilir mi dersin?

sartlar onu zorladikca ve tough bir insan oldukca nasil da gogsu kabariyor insanin oyle? yoruldugu ve her tarafindan kanlar akittigini fark etmeksizin kosturmaya ne de bayiliyor bedenimiz.

#fromwhereistand

16.10.14

doktorun en sevmedigi hasta kendisidir.

12.10.14

tam olarak neden bu kadar takintiliyiz dogru olani yapmaya calismakla? dogru muyuz diye kontrol etmekte? dogruluk, ah o emin olma hali ve icimizin ferahligi.. bu vakte dek dogru olmayan pek cok yola sapip da su noktaya gelmisizdir oysa. o olmasaydi, su olmasaydi ile ne kadar geriye gidebilir ki insan?

2.9.14

bazen hayatimin bir noktasinda delirecekmisim gibi geliyor, dedim.
kahvalti masasindaydik ve o sasirmadi, kahrolmadi, yadirgamadi. catalini dilimlenmis domatese batirirken "dert etme, herkes deliriyor zaten" dedi yirmiuc yillik oz annem.

24.7.14

canim nezihe meric'in soyledigi gibi olacak saniyordum. yirmiucumdeyken dunyaya ve bahara bakarak, genis bir gerinisle kollarimi acip: deli gibi asigim ama askimi itiraf edecek adam bulamiyorum diyecektim arkadaslarima. yeni bir hayalkirikligi atlatmis, kendime sarilip, yaralarimi sariyor olacaktim. sacimdaki mavi olmasa da aklimin bir kosesi hep mavi olacakti. oykulerimi toparlamis, belki kitabimi yazmis olacaktim. belki bir sergi acacaktim, belki gulumseyisin rengini bulacaktim. akillanacaktim, ahmaklasacaktim. inanacak ve hep bekleyecektim. oyle cok sey olacaktim ki aslinda hic de bir sey olmayacaktim. yirmiuc olacaktim sadece. uzakti, ama dusunmesi cok guzeldi.

simdi yirmiuc oldum. daha dogrusu yirmidorde adim attim.
deli gibi asigim evet ve askimi itiraf edebiliyorum. sevgimi sakinmadan, saklamadan, kendimi tum halimle ortaya koyabiliyorum. omzumu yasliyorum, gozyaslarimi siliyorum, ben onunla huzur buluyorum. karsilikli olarak sevilmenin bile zor bir ihtimal oldugu romantik hayatlarimizda, cok kiymetli bir sey bu. bunu animsadigim her an tekrar sukrediyorum. sacimdaki mavi yok ama gulumseyisimin renginde artik mavi. hala oykulerimi toparlayamadim evet ama gezdim, gordum, konustum, dinledim, sasirdim, gulumsedim, agladim, sevindim, kirildim, kirdim, alindim, kactim, kostum, sevdim.. hem de yanaklarimla sevdim. opmekten ziyade yanagimi yuzune dayayarak sevdim.

simdi yirmiuc oldum. o gelecek hic gelmeyecek saniyordum ama geldi. hem de ustumde hala ayni buyuk gokyuzu var: bulutlari, yildizlariyla, derin, goz alan bir gokyuzu. hep vardi ve olacak. ben onun icinde yasiyorum. o benim kabugum sanki.

14.7.14

now i'm 23 summers old.

hala "o" kitabi yazamadin. ama artik "o yazar" gibi de olmak istemiyorsun.
buyuyorsun cocugum, ama sakinlesmiyorsun.
sakinlesirsen, oldurulecegine inanan bir atsin. bikmadan kosuyorsun.
madem hep o atla yasayacaksin,
o halde kos
ama kacma.



10.7.14

h'ye

istediginiz gibi olmadik:
renkliydik, neseliydik, buyumuyorduk, inaniyorduk -ama sizinkine degil.

bizim
cok guzel cocuklarimiz vardi, oldurdugunuz.
kalbimizdeki sevgiyi yasaklayan kitaplariniz,
rengimizi sonduren karanliginiz,
kopkoyu karanliginiz.
bilse, kac gun sucladik kendimizi,
kac gece olmek istedik,
yine de iyi insanlardik ya
size bir turlu kizamadik.

9.7.14

gelecegini biliyordum ama hic korkmadim
sessizce gelip, saygiyla ve ozenle cozdun beni
el ve ayak bileklerimi oksadin
menekselere su, kedilere mama verdin
sonra yanima uzanip uyudun
bense seni izleyip durdum

12.6.14

countdown

guzel bir binada, guzel bir kubbenin altinda, ilgimi pek cekmemis bir konusma dinliyorum. sahnenin sag tarafinda, girise yakin bir sekilde oturmusum. buraya ilk defa geldim, bu konusmayi ilk kez duyuyorum, bu insanlarla yeni tanistim, ama icimde bir his var ki hic yeni degil.
sen ne yapacaksin?
ben zor bir sey yapacagim.
icimdeki his, bu zorluga dair degil. zorluktan gucenmedim. gucensem, boyle bir isi secmezdim. gucensem, bu sehirde yasamazdim. gucensem, boyle atipik bir hedefim olmazdi.
sorun nasil yapacagima yonelik de degil.
sorun onun dogru olup olmadigi.
basariya alismis ve mukemmeliyetci bir insanin dramasina hosgeldiniz!
bundan 5 sene sonra nerede olacagimi ve nasil hissedecegimi oyle bilmiyorum ki bu, beni su anda kilitleyip birakiyor.
konusmayi dinlerken birden kendimi o binadan atip, ilk ucakla onun yanina donme istegi uyandiriyor.
bir yanim her seyi beklemeye almak ama bir yanim da artik hayata baslamak istiyor.

galiba buna mezun olmak deniliyor.

nazik gozleri vardi
ama ac elleri hic durmazdi
satirlarca siir yazar
satir aralarinda sevisirdi

17.5.14

adim atamiyorum.

8.5.14

annem, babam, anneannemleyiz. babam sacmasapan hareketler yapip beni guldurmeye calisiyor, kameraman bir arkadasini cagirmis eve. o cekim yapiyor. "kameraya bak kizim! [bakmiyor] hadi op beni kizim! [yanagini yaliyor]" annemin saci 90'larin utanc dolu sac modelinden. babamin saclarinda hic beyaz yok. anneannemin gozlerinde surme var. saclarina kina yakmis. uzaklara bakiyor. goz goze geldiginde ise korkunc bakiyor. mutsuz. inanilmaz mutsuz. oldugu yerde aci cekiyor. gozlerindeki surme onu daha da yabancilastirip, vahsilestiyor. beni kucagina aliyor. beni sevdigini bilmesem, o an benden nefret ediyor derim. beni tutuyor, yabanci bir cisim gibi degil. sahip cikarak. ama gozleri uzaga bakiyor. yasama arzusunu kaybetmis halde, gozlerinden mutsuzluk akiyor.

annem simdi, 2. yas gunu kasedimi izlerken agliyor. "ona hep niye mutsuzsun diye kizardim. haline sukret, bak sagliklisin derdim. ama nasil aci cekiyormus" diyor. ben ise anneannemin bakislarini biliyorum. anneannemin hayatta oldugu zamanlarin aksine, onu sonradan anliyorum.
23 yasindayken anneannemi taniyorum.

no one belongs here more than miranda.

This pain, this dying, this is just normal. This is how life is. In fact, I realize, there never was an earthquake. Life is just this way, broken, and I am crazy for dreaming something else.

17.4.14

okudugum butun kitaplar tek bir kitaba cikar.

benim icin butun oykulerden once gelen bir oyku vardir ve bu okudugum butun oykuler onun hemen kaybolan bir yankisidir. okumalarimda cocuklugumda okumus oldugum o kitabi aramaktan baska bir sey yapmiyorum, ama onu yeniden bulamayacagim kadar az sey hatirliyorum.

benim icin butun insanlardan once gelen bir insan vardir ve bu tanidigim butun insanlar onun hemen kaybolan bir yankisidir. tanidigim butun insanlarda, cocuklugumda tanimis oldugum o insani aramaktan baska bir sey yapmiyorum, ama onu yeniden bulamayacagim kadar az sey hatirliyorum.

benim icin butun sehirlerden once gelen bir sehir vardir ve bu gezdigim butun sehirler onun hemen kaybolan bir yankisidir. seyahatlerimde cocuklugumda gormus oldugum o sehri aramaktan baska bir sey yapmiyorum, ama onu yeniden bulamayacagim kadar az sey hatirliyorum.

benim icin butun ruyalardan once gelen bir ruya vardir ve bu gordugum butun ruyalar onun hemen kaybolan bir yankisidir. ruyalarimda cocuklugumda gormus oldugum o ruyayi aramaktan baska bir sey yapmiyorum, ama onu yeniden bulamayacagim kadar az sey hatirliyorum.

benim icin butun hayatimdan once gelen bir ani vardir ve bu yasadigim hayat onun hemen kaybolan bir yankisidir. hayatimda cocuklugumda yasadigim o aniyi aramaktan baska bir sey yapmiyorum, ama onu yeniden bulamayacagim kadar az sey hatirliyorum.

16.4.14

yourcenar

Mutlu değildim. Bu mutluluk eksikliği bende epey hayal kırıklığı yaratıyordu, ama sonuçta boyun eğiyordum. Bir anlamda, mutluluktan vazgeçmiştim, ya da en azından sevinçten. Sonra, kendi kendime, bir evliliğin ilk aylarının nadiren en güzelleri olduğunu, hayatın aniden birleştirdiği iki varlığın birbirinin içinde bu kadar çabuk eriyip hakikaten tek varlık olmalarının mümkün olmadığını söylüyordum. Çok sabır ve iyi niyet gerekli. Bunlar ikimizde de vardı. Daha da yerinde olarak, sevincin bize bağlı olmadığını ve yakınmakta haksız olduğumuzu söylüyordum. Eğer makul olsak her şey eş değerde olur sanırım, ve belki de mutluluk daha iyi katlanılan bir mutsuzluktur sadece. Kendi kendime böyle söylüyordum, çünkü cesaret olayları değiştiremediğimizde onlara hak vermekten ibarettir. Ancak, yetersizlik ister hayatta ister sadece kendimizde olsun, bu onun büyüklüğünü azaltmıyor ve aynı ölçüde acı çekiyoruz. Ve siz dostum, siz de mutlu değildiniz.

8.4.14

heartbreak and ponytails.

                                                                                                                                                              
                                                                                                                                                                                 
[bu esnada bana mutlulugun en cok yeni bir baslangic yapmak icin gerektigini soyluyorsun. mutluluk gelsin ve boyle bir arac olsun istiyorsun. yoksa hicbir zaman mantikli kafayla mutlu olamayacagini gayet biliyorsun. cunku kendi gerceklik ve denge-dengesizlik alginda bundan memnunsun.]
bana gore hayat sorumluluk demek.                                                                                                                                                                                                                    bunlari sorgulayan ve yapmak istemediginde asla yapmayan insanlar, bize gore, sefa pezevengi kaliyor. ve evet, bu durumda bizler de amele oluyoruz.                                                                                                                                                                                                                                                             .
[ben, diyorsun, sahilde cekirdek citleyen, avm gezen veya parkta cocuklarini zapt etmeye calisan insanlari gordugumde, bu tip seylerle aksami eden insanlarin mutluluguna hicbir zaman ulasamayacagimi dusunuyorum. hep uyuz ve siradisi istekler tasidigimi zannedip, aslinda kendi mutluluguna sahip olamamis biri olacagim.]

hayatim boyu babamin bana en cok soyledigi cumle "is cikarma" idi. ne istesem, ne dusunsem is cikariyordu cunku basina, kuma gomulu olan basina.. istekleri hep yersiz ve aykiri olarak adlandirilmis bir insanim. yeri geldi ben de kendimi oyle gordum. oysa cok temelde baska bir sey vardi: yasam meraki. yasama merakimi kaybettigimde de "niye boyle depresif oldun?" dediler. hayatta ne yapsam da begendiremezdim kimilerine.
peki kendime?

3.4.14

dr.

bazen okumakta hic gozum yokmus gibi geliyor.
sonra insan vucudunun o et ve kandan olusma halini animsiyorum ve heyecanlaniyorum
insan beyni konusundaki heyecanima hic girmeyelim bile..
ben cocukken, annem tibbin en guzel noktasinin ogrendigin her seyin kendinle alakasi olmasi demisti
okumakta gozum olmadigi zamanda ilgimi canli tutan yegane sey de bu detay aslinda!
kendime bakmak, kendi vucudumun isleyisini bilmek, hayranlik uyandirici.
bir gun evime cerceveletilmis bir akciger x-ray'i asmak en buyuk hayallerimden biri
cunku gordugum akciger dallanmalari, alveoller ve damarlar, teleskopla uzaya bakma hissi yaratiyor bende
mikrokosmosu buluyorum orada
bir de her gun olume bu kadar yakin olmama ragmen olumle geldigim iliskim bu durumdayken, tip okumasam ne olurmus kim bilir!
benim zavalli "sfu izlerken ve hastane koridorlarinda/morglarda/ameliyathanelerdeyken curuyen" gencligim..



24.3.14

i never knew there was someone, to make me come alive.




icinde bulundugumuz tum bu karanlik zamanlara ragmen, seni dusundugumde icimde bir ferahlik oluyor. ulaslarin neukolln'deki evlerindeki o pazar gununu animsiyorum, elimde degil: mutfakta calan stars albumu esligindeki kahvaltimiz..



17.3.14

asli serin


tam kestiremediğim bir nedenden ölüyorum

saçlarımı tararken düşündüm
uzamışlar

bunu içinde ateş geçmeyen bir dizeyle
anlatabilmem mümkün değil
sen öyle uzun bakarken… mümkün değil
içimizden biri konuşmaya başladığında
birikmiş şeyleri bozdurma çabası
-görülmeye değer çabası-
çürümeye karşı etkili bir yöntem olmayabilir
bunu avrupa birliği maceralarımızla da anlatabilirdim
ama seni son öptüğümde
sanata ve sanatçıya saygımı yitirdim
hayli kolay oldu
şehirli olmak böyle bir şey olmalı

sokaklar uzuyor sen uzuyorsun
kapanması kapının uzuyor
güneş ve yaz, yazdıkça uzuyor
ben sana çok fena kesiğim
unutacaklarımı seçebilseydim kesiklerimden başlardım
ruhum olduğuna inanmak istiyorum
oldukça sakinim

bak uzun acıyor daha uzun en uzun
uzun da ölebilirim icabında uzun saçlarımla
en az bir tane dolabında herkesin
siyah elbisesi olmalı bunun için
gerekler, gereçler, geçerler
bana bir sır verme, abartıyor olabilirim
-aslı çok tedirgin ediyossun beni
olabilirim
o zaman başka şeylere inanıyordum

dilin her şeyi bozabilecek gücüne
şarkıya girebilmek için ses gerekliliğine
önce bedenler evet der, en son yaralar peki
her tene uygun siyah elbiseler ve
evet evet peki

palavraları geçebilseydik, başlayacaktım.