3.3.25

16 ocak 2025. bu tarihi unutmam mumkun degil. o gunden beri dunyam degisti, degisiyor. boyle bir sevgi gorulmedi. kalbimin sınırlarını asan bir sevgi.. icimde farkinda olmadigim kadar buyuk bir yer varmis bu sevgiye. sefkata. ozene. sukran duygusuna. iyi ki varsin milan. beni anne yaptigin icin, annen oldugum icin, bizi sectigin icin cok bahtiyarim.

25.6.24

biraz once 2 ay once basladigim six feet under maceram, final bolumuyle gozyaslarim esliginde sona erdi. baslarken bunu tahmin edemezdim, ama kendi hayatimla oyle paralellikler gosteren bir doneme geldi ki iyi ki tam da su anda tekrar izlemeye baslamisim. planlasam bu kadar olamazdi, biliyorum.

ilk seferkinde gibi -19 yasindaydim o zaman- bu aile, bu hikaye beni sarip sarmaladi, tanidik bir aile-arkadas gibi. yer yer dusundurttu, yer yer umutlandirdi, yer yer korkuttu ama en ilginci de bazi olaylari artik 30lu yaslarin gozluguyle bakinca hem ayni hem de ne kadar farkli gorebildigim idi..

tekrar anladim ki, beni su an oldugum yere/hayata/kisiye ve en onemlisi de sana, icimdeki umut ve cesaret getirdi. o umut ve cesaret ki annemden, babamdan ve kardesimden icime isledi. bunun icin cok mutesekkirim. ve ben de sana bunu birakabilmek istiyorum. 

ama her zaman bunu tasimak tabi ki imkansiz. insan korkuya kapilip gidip, kendini sıkısmıs/engellenmis hissedebiliyor. cunku hepimiz bu belirsiz hayat karsisinda aciz insanlariz neticede. ama bu aciziyet hali, hayatta korkunun mu yoksa umut-cesaret-sevginin pesinden mi gidecegimizi sectigimiz noktada bitiyor.

hem unutma ki: korku aklin katilidir.

insani paralize etse bile, gecip gittikten sonra sen kalmaya devam edeceksin orada..

4.1.23

elimdeki kisitli perspektiflerle en iyisini bildigim/hissettigim/istedigimi dusunuyorum. cevredeyi bir tehdit olarak algilayip, bunu bir pazarlik ya da muharebe alanina cevirmek gibi.. herkesin bir tarafi olmali dusuncesi bir tarafin galip/baskin, oteki tarafin yenik/pasif olarak goruldugu bir cerceveden bakiyor. belki oyle olmak zorunda degil, belki de tehlikede degilsin, ama niye bundan rahatsizsin?

15.10.22

ruh halim cok dengesiz. etrafim da dengesiz. sabrimizi ve sefkatimizi yitiriyoruz gibi geliyor. gerginligimin birden yuze firlamasi saniyeler icerisinde olan bir sey ve kendimi runterregulieren yapamiyorum o an icindeyken. bugun ilk defa nobette telefonda bana haksiz yere bagiran terbiyesiz ve sikik bir doktora "senin derdin ne?" minvalinde sakince cikistim. ama o kadar dolmustum ki sonrasinda, o ani sakince kotarmamin bir onemi yoktu benim icin. sonra ben de patladim birisine ve eve gelip yuksek yuksek sesle muzik esliginde bi bira acip kendimi sakinlestirmeye calisiyorum..
sinirlerim harap oluyor. serviste hasta tarafindan rassistisch beleidigt edilmem, hastanin bana saldirmasi bir yana, etrafimda surekli sikayet ve negatif seyler duyarken isten sonrasinda da huzurum yok. kardesim tarafindan terk edilmem, onun bana resmen gone girl'luk yapmasi ve bilinmezlikle gecen birkac gunden sonra, hala bir tarafim kirgin.. yine de abla olmak agir basiyor ve kirilan tarafimi duvara yasliyorum. sevdigim arkadasim g. kendini toksik bir iliskinin icinde saplamis halde ve baskalarindan bir sey duymak istemiyor. caresizlik, caresizlik, caresizlik. kendimde ve baskalarinda hissettigim sadece bu duygu. caresizlik ve mutsuzluk. neyse ki iki hafta sonra annemle babamin yanina gidecegim, benim sakin limanim ve siginagim. tum bu karisik ozel iliskiler denkleminde en masum olanlar onlar.
baskalarinin iyi olmama hali, bende onlara iyi gelme ve onlari sarsma istegine itiyor. peki onlar bunu istiyorlar mi? herkes kendi hayatindan mesul, kontrolu kendi elinde -belki bunu bilmeseler de.
bu pasif caresizlik hali beni cildirtiyor. niye? cunku duramam, cunku sikayet ediyorsan hayatindan, bir seyleri degistirmen lazim. kendin-is-es-arkadas-aile.. ben neyi degistirmek istiyorum peki?
ne kadar guclu oldugumu bana animsatan ve bana guc katan cok guzel kiz arkadasliklar edindim burada. bir yandan da bu gurbet ellerde aile duygusu yasadigim baska iki arkadasim aniden ingiltere'ye tasiniyor. ozenme ve uzuntu arasi bir duygu hissediyorum, o arkadaslarima ve kardesime baktigimda. bu sikik huysuz almanlardan ve gundelik racism'den kurtulmalarina duyulan ozenme, aramiza mesafelerin giriyor olmasina duyulan uzuntu.. 
bu saatten sonra kendimi ingilizce psikoterapi yaparken hayal etmek zor olsa da (mesela runterregulieren yerine ne diyor insan?) tekrar goc etmek de ayrica gozumde buyuyor. hos gerci, almanya benim vatanim degil, ben zaten koksuz bir insanim.
gelecek ne getirecek diye korkmuyorum eskisi gibi. bahnhof'tan klinige bisikletimle giderken almanya'ya entegre olmus hissediyorum. hala gecerli bir ehliyetim olmadigi icinse eksik.. hayat zor, otuzlardan sonra kendimi rollerime uyum saglarken de gucluk cekiyorum ama eskiden boyle bir rol bilinci yoktu bende. ne kadar hafifmis insan..
kasim sonunda terapi merkezinde yeni rotasyonum basliyor. beni ne kadar korkutsa da benim disinda herkesin gozunde "ustesinden cok iyi gelecegim" inanci var. kendi kendimi dibe cekmesem, aslinda daha memnun bir insanim. kendisiyle ve hayatla.. bir de etrafimdaki mutsuzluk ve memnuniyetsizlikle klarkommen olabilsem.
surda duygularimi bile turkce-almanca carpik sekilde ifade edebiliyorum. iste bu da benim otuzlu yaslardaki ikiye bolunmus yasamim.. ic dunyam..

8.3.22

dort bir yanimi sariyor. karanlik ve kaos. boguluyorum gibi hissediyorum. bu tanidik bir duygu ama bu kadar yogununa rastlamamistim. ayaklarim tetikleniyor. kacip gitmek istiyorum. beni kendinin yapacagina inanan bu sahiplenmecilik, iki miknatisin iki ayni kutbunun birbirini itmesi gibi bir guc uyandiriyor. itki. kafam kaldirmiyor. susmuyor ve doluyor. endiselerim buyuyerek gelecege yayiliyor, uykumu kovaliyor. bacaklarim kicima dege dege kacmak istiyorum o an'dan ve olasi gelecek senaryolardan. bu duygunun yogunlugu karsisinda yoruluyorum. ama ofke hissetmek de iyi. ofkeyi kendine cevirme ama. sucluluk duygusu zaten anne kucagindan beri tanidigin yumusak karnin. suclu hissetme. sen busun. senin durdugun yer burasi. sen bambaska birisin. sana kimse sahip olamayacak, sen izin vermedigin muddetce.

11.12.21

karanlik ve sogukta yururken tekrar dusundu: nasil oldu bu? nasil bu soguk karanlikta yuruyordu bu sabah saatinde. birazdan zamaninda gelmesini umdugu trene binerse gozlukleri bugulanacakti. sakin bir kose bulmaya calisip trende, gecirecegi 25 dakikada ufak bir kestirecekti. o hafif uykusu 17. dakikada yapilan anonsla bolunecek, anlamsiz karanligin ortasinda karsi yonden gelen trenin gecmesini bekleyeceklerdi. birkac sira ilerideki okul cagi cocuklari gulusup eglenirken, beyaz disleri karanlikta parlayacakti. niye bu kadar soguktu ki? hem bu cocuklar da neyin nesiydi? bu karanlik ve sogukta okul yollarina dokulmeleri izdirap gibi geldi ona, kendisi de bir zamanlar karanlikta uyanmamiscasina. bu kadar soguk kislari tanimiyordu ama. atkisina iyice sarinip, montunun icine gomdu kendisine. "burada bana hicbir sey olmaz." guvende olma duygusunu yitireli baya olmustu, ama insan yine de kendini tehlikelere karsi kapatacak bir kalkan ariyordu. 


kalkanlarin dusup, hicbir seyden korunamadigi anlar elbette ki olmustu. annesinin cenaze gunu, uzerine mont giymesini gerektirecek bir soguk hava olmasa da kendini ortalikta dimdizlak kalmis hissediyordu. ne bir kalkan, ne bir koruma. teni bile yokmus gibi gelmisti. neyse ki o cenaze kalabaliginda, yemeklerine ve uzuntulerine gomulen insan kalabaligi icinde hic de dikkat cekmemisti. ne acayip bir seydi. koksuz olmakla gurur duydugunu sanirken, asil simdi koklerinin sokup koparildigini anlamisti. 


trenden inince bir sigara yakti, biraz sonra ona yuklenecek gorevlerden once "sorumluluk sahibi olmama"nin keyfini cikariyordu. son dakikalar. sonra herkes ondan bir seyler isteyecekti. nasil buraya gelmisti? insanlarin fiziki olarak olmeden once, bilissel acidan coktan aramizdan ayrildiklari bu arafta ne yapiyordu? bir sekilde onun yaralarini da saran bir tarafi olmaliydi bu isin.. yoksa neden bu kadar aciya taniklik ve eslik etsin ki insan?

27.4.21

sabaha kadar ruyamda bir comarla tartistim. universitedeymisim, amfideki hocaymis bu comar ama din kulturu hocasi gibi bir seymis. sabah inanilmaz bir ofkeyle uyandim. twitter'a baktigimda ilk gordugum de onumuzdeki 17 gun boyunca "kapanma" adi altinda alkol satisini yasakladiklari oldu. icimdeki ofke hicbir yere sigmiyor, bize, ulkeye, gencligimize, yasliligimiza, gelecek nesillerimize yaptiklari her sey o kadar icime oturuyor ki bagirsam bile atamam bu ofkeyi. almanya'ya gelmek de cozum degil, gelsen de gogsune oturan bu agir tastan kurtulus yok. cunku gelmek ile gelmek zorunda kalmak arasinda bir fark var. burada sevdigin icin yasamakla, yasamak zorunda birakilmak arasindaki bu fark, almanya'ya alisma ve almanya'da yasama kararini da derinden etkiliyor. keyfimdendi sanki 27 yasinda ailemden, arkadaslarimdan, dilimden, aliskanliklarimdan kopup buraya gelmek.. keske oyle olsaydi. keske "hadi bir cilginlik yapalim ve gencken baska bir ulkede yasama deneyimi kazanalim" diyip de gelseydim. ya da "daha iyi egitim almak icin".. ama oyle degil. bizler buraya gelmek zorunda birakilmis, bir defa geldigi bu dunyada "baska bir sekilde yasamak mumkun" diyip, bunun pesinden kosmus, kendine, cocuklarina ya da henuz dogmamis cocuklarina karsi sorumlu hissedip, daha fazla sey sunmaya calismis ve buna ulasabilmis sansli bir grubuz. anne babalarimiz ise bagrina tas basip, bizleri kilometrelerce oteki bu ulkelere yolcu ediyor. iste bundandir, bu yabanci ulkede biraraya gelip iki kadeh bir sey ictigimizde gozlerimizde huzun, bogazimizda biriken laflar ve gogsumuze tas gibi oturan ofkemiz ile muhabbetimizin sonu hep turkiye'ye baglaniyor. 

17.4.21

In meinem Traum war ich im ersten Jahr der Uni, in dieser toxischen Beziehung. Ich wollte damaliges Ich umarmen und Selbstfürsorge sowie Abgrenzung fördern. Obwohl es damals weh tut, ist es befreiend, wenn die toxische Beziehungen beenden. Wie blind kann man sein, dass man sich -seinen Selbtswert- unterschätzen lässt. Durch seine bewusste sowie subliminale Verhalten habe ich jahrelang daran geglaubt, dass ich minderwertig war. Es tut mir leid für damaliges Ich, für diejenige, die daran glauben, diese wäre eine normale Beziehung. Es tut mir auch leid für meinen ersten Freund und ich hoffe, dass er mit seinem gekränkten Narzissmus klarkommen könnte. Wenn nicht, dann schade dafür, dass er jetzt ein Psychotherapeut geworden ist. 

Im Folge dieser toxischen Beziehung bin ich einfach irgendwohin reingesprungen, wenn ich mich verstanden und wertvoll gefühlt habe. Ich neigte sogar dazu, normales Verhalten der anderen zu übertreiben, da ich nicht wusste, dass eine Beziehung in einem respektvollen Umgang möglich ist. Wenn man sich selber nicht liebt, dann natürlich wartet darauf, dass die andere ihn lieben. Mir war in diesem Moment nicht bewusst, ob ich im richtigen Ort war. In Nachhinein schienen die nächste Beziehungen auch nicht so optimal. Nach der unzähligen Panikattacken, Therapie, Kämpf gegen meiner Familie, Enttäuschungen, Dienste, Uni-Abschluss usw. konnte ich endlich die Kontrolle meines Lebens übernehmen. Es war ziemlich hart und furchtbar, aber ich bin froh, dass ich geschafft habe. Wenn ich weinend aus der Wohnung meines jahrelangen Partner raus war, war es mir schon klar, dass ich geschafft habe, was Carrie nie machen können hätte. Ich konnte mich von meinem Mr. Big trennen, obwohl ich ihn immer noch liebte. Außer der Trauer hatte ich ein kleines Gefühl der Erleichterung und ich habe mich an diesem Gefühl fest gehalten. Ich habe geweint, vermisst aber diese Beziehung war "No-Go". Obwohl wir damals alles versucht haben, diese Beziehung zu ermöglichen, hat dieses große Klischee Recht: Liebe ist nicht genug.

Nun, jetzt werde ich in ein paar Monaten 30 und verheiraten. Mit einem Mann, auf den ich mich verlassen kann.. Wie erleichternd, wenn man sich selbst liebt -ohne zu erwarten, dass die andere dies tun. Wie turbulent und durchwachsend ist das Leben..

16.3.21

bir yil sonra tekrardan aile evi. ne kadar zor bir yildi. ozlemden geberecegimi sandigim gunler. uykumdan aglayarak uyandigim ruyalar. kaybetme korkum. onlari kaybetme korkumun gerceklige yaklastigi anlar. onlarsiz ne kadar cocuk ve aciz bir yanim oldugunu bir kere daha anlamak. gidemeye gidemeye en sonunda gerceklikten kopmak. aklin oyunlari ne fena.. kendini nasil da kandiriyor.

eteklerimizdeki taslari dokuyoruz. sevgimiz hep baki. ama sen neden bu kadar sinirliydin baba? canin neye sikkindi, is miydi, para miydi? hayir. peki ben miydim buna sebep baba? niye oyle ongorulemez bicimde patlardin aniden, korkuyla saklanirdim ben de. peki arabadan ofkeyle firlayip niye o cocugu dovdun ki baba? onun anne babasi bile yoktu. cevap yok. onun da vicdani aciyor ama. gozlerini kaciriyor. bana yogurt uzatiyor "yer misin?". yerim baba, ama otur anlat, dedem mi doverdi seni? dovmedi ama dedem seni. anneni dovuyordu, gozunun onunde. ah o annen. ne kadar cefakar bir kadindi babaannem. bir o kadar da zor bir insandi dedem. simdi daha iyi anliyorum neden bu kadar sinirliydin babana. belli bir yasa gelince de yeter dedin ve onune ciktin dedemin. "artik dovemezsin annemi". sonra 5 oglan el ele yaptiginiz o evden kactin gittin. ufacik yasinda yatili okula ve sonrasinda istanbul'a.. ne kadar acayip bir insansin baba. taksi soforlugunden garsonluga degisik pek cok isle hep kendi parani kendin kazanmissin. istanbul'da kah acayip kah elit ortamlara girmissin. koyden cikip kendini nasil da gelistirmissin. ama konusmazsin, duygularindan hep kacarsin. bu da senin cozumun.

beni cok istemissin, bugun bunu ogrendim. ben hep, annemin motivasyonuyla dunyaya geldigimi saniyordum. meger erteleyen annemken, sen "yeter artik, baba olmak istiyorum" demissin. bugun bunu duydum ya, o kadar mutlu oldum ki.. ama sen gozlerime bakamadin, utandin, onundeki sudoku'ya egildin. annem anlatmaya devam etti. cok heyecanliymissin annem hamileyken bana. ve ben dogdugumda da.. hastaneden cikacagim gun arabayi yikatmissin, temiz bir sekilde karsilamak istemissin beni. ozenmissin. evi gezdirmissin, kucaginda ben, gozlerim nesneleri algilayamiyor bile. demissin ki "bak bu guzel cicegimiz, buna zarar vermek yok". yillar sonra o cicegin dalini koparip da elektrik prizine sokacagimdan, bana elektrik carpacagindan habersiz.. dusunemezdin tabi ki neler yapacagimi. hemen konustun, hemen yurudun, yerinde durmadin diyor annem. sizleri dinlerken, o korkan cocuk cekildi sahneden, sevilen ve istenilen bir cocuk oldum aniden. sarildim, simsiki. seni sevabinla gunahinla kabul ettim. beni kabul ettigin gibi. ta en basinda.. beni hic tanimadan...


"ben cok ozur dilerim. ben boyle davranmamaliydim. anlayisla karsilamaliydim."

neyden bahsettigini biliyorum ama yine de soruyorum. ne icin ozur diliyorsun anne? a. konusunda, ben sana yanlis davrandim. kalbim cizliyor. aklima ne yardan ne de serden vazgecemedigim o zamanlar geliyor. "olsem de kurtulsam. birisini secmek zorunda kalmasam" diye dusunuyordum o zamanlar. panikataklar beni asla yalniz birakmiyordu. annesini seven bir evlat olarak nasil agir sucluluk duygulari tasiyordum. cunku bana "beni oldureceksin" diyordu. ah canim annem. asla hayal edemezdin ki sen boyle bir sey. senin o saf kalbin kendi gibi bir hikaye ummustu benim icin de. bilemedin ki ben kendi yolumu kendim cizmekte diretecektim. simdi, yillar sonra, beraber gelinlik bakarken, birden benden ozur diliyorsun. yillar onceki tavrindan dolayi. yaptiklarindan ve soylediklerinden. sen ne kadar yuce bir insansin, incesin, bunu yillarca kalbinde agirlik olarak tasimissin.. ve ozur dilemekten gocunmuyorsun. icimde duygulara dair bu kadar yogunluk varsa bu senin sayende. benimle konustugun, beni boyle yetistirdigin icin.. sonra devam ediyorsun. "ben donmeyecegini biliyorum zaten" diyorsun, birkac yil sonra ulkeye geri donecegimi sanan akrabalarin aksine. sesinde ne uzuntu ne de sitem var. aksine tekrar gecmisindeki bir hatayi dile getiriyorsun. "babanla seni daha onceden desteklemeliydik, daha onceden gitmeliydin" diyorsun. gulumsuyorum. "daha once gitseydim belki b. ile yolum kesisemeyecekti" diyorum. ben pisman degilim, sen de olma. sen beni suclamiyorsun, ben de suclu hissetmemeliyim. sizi terk edip gitmisim dusuncesiyle gelen sucluluk duygusunu kovusturuyorum. kimse kimseyi terk etmedi. asil biz birbirimizi daha da iyi bulduk. bir yil gorusemedikten sonra, eteklerimizdeki taslar dokuldukten sonra daha da anladik birbirimizi. daha da kavustuk. 




21.1.21

omuzlarimdaki yuk gitgide beni asagiya cekiyor, hissediyorum. haftalardir mesai baslangicinda gidiyorum ise, yine de yetistiremiyorum. 

3.7.20

k.

"annemin yanina gidecegim" dedi. kendi annemin kanser tanisi aldigini ogrendigim gun agladigimda ve "herkesin annesi kendisi icin biriciktir ve degerlidir" dedigimde, "seni anlayamiyorum" demisti. o yuzden "zorunluluktan mi bu ziyaret?" diye sormadan duramadim. ve basladi anlatmaya:

- onu ziyaret etmezsem laf soyluyor. telefonla aradigimda da konustugum sure uzerinden degerlendiriyor her seyi. her gun 5 dk arasam bir degeri olmaz mesela. 1 saat konusmamiz lazim telefonda, asagisini aramadan saymiyor. konustugumuzda da benim ilgilenmedigim konulardan bahsediyor ya da beni elestiriyor. isten cikip da 8'de eve gittigimde artik kafam kaldirmamis oluyor. yillar once, oglum daha cocuktu, beraber tatile cikmistik annem-ben-oglum. tatil yerine varir varmaz soyledigi sey ne oldu biliyor musun? sen yanlis adamla evlendin dedi. ben ona sikayetci olmuyordum ki kocam soyle boyle diye. ki ben kocami cok seviyorum. tatilin direkt basinda tuttu bunu soyledi. bir hisimla odadan cikmistim. boyle seyler beni uzaklastirdi. icimden gelmiyor. ne ziyaret edip gormek ne de aramak istiyorum. neyse ki 600 km otede oturuyor. aslinda ne biliyor musun? aslinda baskalari icin boyle uzerime geliyor. baskalarina bakin kizim beni her gun ariyor ya da kizim ev satin aldi demek istiyor aslinda. kendi istediginden degil, baskalari icin yasiyor. ama babama demans oldugu zaman cok iyi bakmisti. o zamanki hakkini yiyemem.

24.4.20

kendi kendimi bir degirmende dondurup de sikistirmam yetmezmis gibi bir de corona yuzunden iyice eve kapanip, anksiyetemin tavan yaptigi zamanlari yasiyorum. elimi suraya koysam, orasi huzursuzlaniyor, bu esnada ayaklarim yere carparak imdat diyor. alkol, sigara ve ilaclar. olan biteni neyle atlabilirim bilmiyorum. 30 yasinda entzug yasiyor olmak da apayri bir konu. gunduz ailenizin iyi doktoru ve psikiyatristi, ama aksamlari kendisi sizin yaptiklarini yapmaya devam ediyor. ne kadar da iki yuzlu bir sey.

o degil de tum bu corona olaylari cikmasa evlenecektim ben. bu olay arada iyi kaynadi.

22.1.20

topuklarimi kicima vura vura kactim isten ve yine buraya geldim. bu donguden nefret ediyorum. isimi sevmiyorum. istedigim alanda calisirsam, daha insani kosullarda calisirsam, almanya'da yasarsam isimi severim sanmistim ama olmadi. gercekten zorlaniyorum tutunmakta. buraya her geldigimde duygularim iyice karmasiklasiyor: neden gitmek zorunda kaldigimin ofkesi, buraya duydugum ozlem, buradaki insanlara ve adaletsizlige duydugum ofke, burada hissettigim "tanidiklik" ve "yuva" duygusu.. en nihayetinde bunlar toplanip, donus gunumde havalimaninin pasaport kontrolunde kocaman bir yumru olusturuyor bogazimda ve gozyaslarima hakim olamiyorum. ucak yolculuguyla hic problemi olmayan bir insanken artik bir ilac veya icki ile sakinlesmem gerekiyor, yoksa koltuklarin arasina sikismis bacaklarimda biriken kinetik enerjiyi durduramiyorum. havada patlamamdan korkuyorum.
tum bunlarin yani sira her geldigimde daha da yaslanmis ve yalnizlasmis gorunen ailem, biraz daha cirkinlesen sehir hayati, calisma hayatlarindan surekli sikayet eden arkadaslarim, daha cok ucurum olusturan ekonomik sartlar.. hicbir sey kolay degildi bence. ne burada ne de orada olmak.
orada olmak icin cesaret ettigim icin seviniyorum. ama sonuctan yine de memnun oldugum soylenemez.
isimi ne zaman sevecegim? 
isimi sevmemek beni ne zaman rahatsiz etmeyecek?
calisma hayatina girdigimden beri bir hayal kirikligi oldu doktor olmak. ona ya cok anlam yukleyip, kendimden gercek ustu beklentilere giriyorum: insanlarin hayatini degistirecek adimlar atmak, isinde cok basarili olmak gibi
ya da tam tersine "aman ya is bu, para kazanmak icin bir arac" diyip onu hafife aliyorum ve sikinin ucuyla is yapan birisiymis gibi hissediyorum.
su an yazarken fark ettim ki sanki "is"i hafife almanin sonucunda daha az kotu sey oluyor, onu yapmak daha mantiklisi.
yani ne var, hastaneyi mi kurtaracaksin?

isini yap gec, icine sinsin, o kafi.

ama iste o da icime sinmiyor.

3.12.19

anksiyete: eski dusmanim tankla gelmis.

gelecek, simdi, gecmis, umut, korku, endise, pismanlik.. hepsi birbirine girdi bu anne evinde. annem hasta, tedavisinin 2. ayinda. ben calisiyorum, is yerinde 5. ayimdayim. 30 yasima bir yildan az kaldi. herhalde evlenip coluk cocuga karismis olurum diye ongordugum 2020 yilina ise 1 aydan az sure.

eski dostum anksiyete beni anne kucaginda yakaladi yine. annemin bu hastaligi bana ebeveynlerimin artik yaslanmis olduklarini kanitladi. once beyaz saclari ve alninda derinlesen kirisikliklar cikmisti, simdi de hastaliklar.. olume hic hazir degilim, o yuzden onu yoksayalim, lutfen! peki ben? ben de yaslandim, sacimda beyazlar, alnimda kirisikliklar, gittikce babama benzeyen uyku duzenim, oysa ben gittikce anneme benzemek isterdim: ic huzuruyla sakince duran..
hala kocaman bir bebek gibi agliyor ve sizlaniyorum. korkuyorum, delilercesine. gecenin bir yarisi uykum kaciyor ve atlar kosturuyor kafamda: ya anneme bir sey olursa, ya da babama.. kac izin gunum kaldi, atlar ilk ucaga gidebilir miyim yanlarina, kenarda kosede yeterli param var mi, isi birakir miyim acaba.. onlari alip bir fanusa koymak istiyorum. geceleri yatakta anne babamin sevgisinden gozlerim doluyor, bu sevgi beni korkutuyor, onlari kaybetmek ya da onlara bir sey olacak korkusu beni mahvediyor.
isimi sevmiyorum. isimi seviyorum sanmistim ama ben calismayi sevmiyorum. ya da en azindan simdilik.. insanlari seviyorum ama dile hala yeterince hakim goremiyorum. her sey gozumde 10 bin kat daha buyuyor. oysa durup bir gelsene kendine, salak misin, niye eziyorsun ki kendini: daha birkac sene once ogrendigin bir dilde, yabanci bir sehirde, psikiyatrist olarak calisiyorsun. olay her zaman konusabilmek degil, bir dokunus bir bakisla da anlatiyorsun. bunca hasta sana minnet duymadi mi? neden bunu goremiyorsun?
goremiyorum iste. anne babamin sagligi icin endiselenmenin sacmaligini goremedigim gibi.
annem diyor ki: inancli ol.
onu becerebilsem zaten ic huzurum olurdu. olay onu sorgulamaya basladigim anda, uzgunum, cok gec.
30 yasina geldim ya. kocaman oldum. ama hala bir cocuk gibi korkagim. niye? ne faydasi var ki? al iste, hasta bir kadini endiselendirdim, babama karsi sabirsizca sesimi yukselttim. peki niye? zaten birkac gun sonra binlerce km oteye gidecek olan da sen degil misin? sensin.
eski dusmanim endise tekrar sahnede. sana teslim olmak istemiyorum. kah uykusuzluk, kah sabirsizlik, kah mutsuzluk, kah kararsizlik, kah olumsuzluk, kah icki, kah ilaclar, kah sigara olarak karsima cikiyorsun. bunlarin hepsi seni yoksaymak icin. hepsi en nihayetinde "uyuyabilmek" icin.

ben bu sefer uyanmak istiyorum ama.
bu korkunc aliskanliktan, bu korkunc dusmandan kurtulmak degil.
kurtulamayacagimi biliyorum cunku. o, orada, her zaman, pusuda.
onu selamlamak istiyorum. icimdeki karin agrisina yol acmasina izin vermeksizin, onu yutup sonra sindirmek istiyorum. sonra da atmak.. kabul etmek ve gitmesine izin vermek.
tipki hayatin bana getirdigi diger her sey gibi..

sukretmek istiyorum. unuttugum tum guzellikleri, icimdeki tum yaraticiligi, gozlerimdeki isiltiyi tekrar bulmak istiyorum.
bunu o kadar uzun zamandir yapmiyorum ki nereden baslarim bilmiyorum.
tekrar kitap okumaya basladim, belki ic sesimi, ic cumlelerimi bulurum diye..

kendimi sevmek istiyorum. kendime kizmamak, kendimi kizdirmamak, keyfimi ve keyfini kacirmamak, bir kere de bok etmemek istiyorum.
bunu yillardir istiyorum ama bir turlu basaramiyorum.
seni severken, kendimi de severim sanmistim, yanilmisim.

derince nefes almak istiyorum
ic huzurumu bulmak istiyorum
kok salmak, kokumu guclendirmek istiyorum
tutunmak istiyorum
hayata
unutmak istiyorum
endiselerimi

11.11.19

benim en guclu yanim megerse annemmis.. dalgali bir halde ilerleyen iliskimizin geldigi son nokta bu. ona olan sevgimden gozlerim doluyor. nasil bir superkahraman, nasil iyi bir insan o.. boyle bir insan beni yetistirdi, ben en yakindan onu izledim, ondan ogrendim pek cok seyi.. ne buyuk sans!

benim en guclu yanim annemmis. icimdeki bitmeyen firtinayi sakinlestirebilen, beni gercekten dinleyen oymus. kahroluyorum onu bu halde gormeye. benim ona ihtiyacim var. ben guclu degilim o kadar, paramparca olurum.

sacinin bir teline zarar gelse dunyalari yikmak istedigim canim annem, simdi saci yok, vucudu dokuluyor ama hala guclu duruyor. inancindan aldigi o gucu, (umarim ki) hic yikilmayacak.

benim en guclu yanim annemmis ve ben bunu annem kanser olunca anladim. aramizda 2 saat ve binlerce kilometre var. sonunda hayatim yoluna giriyor derken hic beklemedigim bir yerden darbe aldim. en hassas noktamdan, guc buldugum yanimdan.. 

14.7.19

yarin yeni bir baslangic. kendime cok kiziyorum ama inanilmaz da korkuyorum. niye korkuyorum?! neler basardim ben, geriye bakip kendine "aferin be!" demektense, neden bu korku? neden bu gozyaslari? koskoca kadin olup, hala neden cocuk gibi korkuyorum? kendimi sakinlestirmek icin neden baska seylere sariyorum? bu hayati ben istedim. bu hayat icin cok seyden vazgectim. bu hayati ben hak ettim. hak ettigim seyler sonunda basliyor. ve korku degil, heyecan, merak ve daha fazlasina ihtiyacim var. bunlarin ortaya cikmasina, beni yukseltmesine ihtiyacim var. 29 yasina girmenin esigindeyken, sakinlemeye, gulumsemeye ihtiyacim var. ve ben bunu yapacagim.

"seninle gurur duyuyorum. hic bilmedigim bir dili ogrendigin, calisip para kazanmak kariyerinde ilerlemek varken hepsini bir kenara itip sifirdan baslayabildigin, basina gelen turlu haksizlik ve zorluklari gogusleyebildigin, cocuklugundan beri hayalin olan ise baslayabildigin, calistigin ortamda kendini kisa zamanda sevdirip, caliskanliginla ovguleri toplayabildigin icin.. en cok da herkesten ve her seyden uzak oldugun bu yerde her gun, her an hayatta kalma cabasi verdigin icin."


sonunda psikiyatrist oluyorum. kendime 28. yas gunu hediyem de bu olsun: hayallerimin gerceklesmesi.

13.3.19

her seyin basladigi yerde duruyorum ve durmadan agliyorum. gecmise ve koklerine ozlem, 30 yas krizi, gelecek kaygisi, sevdiklerini kaybetme korkusu, aklini kaybetme cekincesi.. her sey birbirine karisiyor. sadece sizlaniyorum ve agliyorum. kocaman bir bebek gibi. korkuyorum. oysa biliyorum, daha onceden de boyle sizlandim ve agladim. ama bunun bana hic yardimci olmadi. aksine kendi ayagima celme taktim, yere dustum ve cevremdeki insanlara yuk oldum.

simdi ikinci bir sefer benzeri bir durumdayim. ayni hataya dusmemek, kendimi paralamamak, an'i zehir etmeden, keyifle ve yavasca yasamak niyetindeyim.

her seyin basladigi yerde duruyorum ve heyecanlanmak istiyorum. gecen yaz gidemedigimiz tum parklara bu yaz gitmek istiyorum. gecen sene dinleyemedigimiz tum konserleri bu sene dinlemek istiyorum. gecen sene goremedigimiz tum sehirleri bu sene gormek istiyorum. gecen sene agladigim gibi bu sene de aglamak istemiyorum. gecen sene uzuldugum gibi bu sene de uzulmek istemiyorum. gecen seneki yaptiklarim yeter. ben artik her seyin basladigi yerde duruyorum. yeni baslangiclara yol aliyorum.

dramaya gerek yok. ama hakkini de yiyemem gecen senenin: belki de tek iyi yani, sevdiklerimle gecirdigim o guzel anlardi.. oysa bu anlar bitmedi. rhine'in kiyisinda, stadtpark'ta, dom'da yeniden yasanacaklar. seninle, annemle babamla, kardesimle.. eski ve yeni arkadaslarimla.. bu yeni hayatimin baslangici. nadir hoca belki de en dogru seyi soyledi: yerinde baskasi olsa aklini yitirecegi bir savasta direndin sen.

ozgurlugun, kahkahan, nesen, hayallerin, yeteneklerin, sagligin, mutlulugun, huzurun ve gelecegin icin sen bu baslangici yaptin. sen kabina hicbir zaman sigmadin, unutma. telaslanma. korkma. sadece hevesli ve heyecanli ol.

25.2.19

"benden daha derin dusunebilenleri, daha iyi yazanlari, daha iyi cizenleri, daha iyi kayak yapabilenleri, daha iyi gorunenleri, daha iyi yasayanlari, daha iyi sevenleri kiskaniyorum. masamda oturmus, gokyuzunu calkalayip mavi-beyaz bir kopuge ceviren buz gibi ruzgariyla, parlak, tertemiz ocak gunune bakiyorum. kurusunlar diye perde cubuguna astigim naylon coraplarin piriltili ipciklerine takilip caprazlama masaya vuran gunes isigini gorebiliyorum. sirf gorme sinirlerine sahip oldugum ve onlarin algiladiklarini kagida dokebildigim icin bile degerli sayilirim sanirim. ne aptallik!"

*

"benim hayatimin amaci ne ve onunla ne halt edecegim? bilmiyorum ve korkuyorum. asla istedigim butun kitaplari okuyamayacagim; olmak istedigim butun insanlar olamayacagim ve yasamak istedigim butun hayatlari yasayamayacagim. kendimi istedigim butun becerileri edinecek kadar egitemeyecegim. bunlari neden istiyorum? hayatimda mumkun olan zihinsel ve fiziksel tecrubelerin tum renklerini, tonlarini ve cesitlerini tatmak ve hissetmek istiyorum. ve korkunc derecede sınırlıyım. yine de gerzegin teki degilim: yavan, kor ve aptal degilim. gunlerini tekerlekli sandalyede geciren kolsuz, bacaksiz bir gazi degilim. ayagini suruye suruye akil hastanesinin kapisindan cikan o mongolumsu ihtiyar adam degilim. ugruna yasayacagim cok sey var, yine de anlasilmasi mumkun olmayacak kadar hasta ve uzgunum. belki bu hislerimi secenekler arasinda karar vermek zorunda kalmaktan duydugum nefrete dayandirabilirsin. belki de herkes olmak istememin sebebi budur -kimse beni ben oldugum icin suclamasin diye. kendi kisilik gelisimimin ve felsefemin sorumlulugunu ustlenmeyeyim diye. insanlar mutlu --- bu, kendi payindan memnun oldugun anlamina geliyorsa: acayip ya da istirapli uclari, merak edecek ya da soru soracak alani olmaksizin, tam da kendi sekline uygun bir cemberin icinde debelenip duran kanaatkar biri gibi rahat hissetmek. ben memnun degilim cunku benim payim sınırlı, tipki digerlerininki gibi. insanlar ihtisas yapiyorlar; insanlar kendilerini bir fikre adiyorlar; insanlar "kendilerini buluyorlar". ama kendini bulmaktan gelen asıl memnuniyet, boyle yaparak yalniz gulunc oldugunu degil, bambaska bir sekilde gulunc oldugunu kabul ettigini bildiginden, golgede kaliyor. ofkeli miyim? evet. neden mi? cunku tanri olmam -ya da siradan bir kadin-veya-erkek- ya da aslinda herhangi bir sey olmam mumkun degil. ben hissettigim, dusundugum ve yaptigim seyim. varligimi yapabildigim olcude etraflica ifade etmek istiyorum cunku varligimi ancak bu sekilde canli tutabilecegim fikrine kapildim. ama neysem onu ifade edeceksem, bir hayat standardina, bir sicrama noktasina, bir teknige ihtiyacim var - kendi kisisel ve acinasi kucuk kaosumu gelisiguzel ve gecici de olsa yerli yerine koyabileyim diye. bu standardin ya da sicrama noktasinin ne denli sahte ve dar goruslu olmasi gerektigini yeni yeni anliyorum. yuzlesmekte zorlandigim sey tam da bu iste."

*
"yazmak istiyorum cunku hayatin aktarimi ve izahini saglayan yollardan birinde one cikma istegi duyuyorum. yalnizca yasamak gibi muazzam bir isle tatmin olamam. hayata sonelerle ve sestinalarla hukmetmeli ve 60 watt'lik ampulle calisan kafam icin sozlu bir isik kaynagi yaratmaliyim. ask bir düştür ama ona inansaydim kendimi bile bile onun kollarina birakirdim. simdiyse her sey kanyonun dibindeki bir kaya parcasi gibi uzak, acinasi ve soguk - ya da pembe bir kizilcik agaci gibi sicak, yakin ve dusuncesiz geliyor. tanrim, duzgunce ve zekice dusunmeme izin ver; gunun birinde kim oldugumu ve hic sorgulamaksizin dort yillik bu yiyecek, gida, sinav, odev yiginina neden teslim oldugumu anlamami sagla. yorgunum, siradanim ve artik yalnizca az konusan biri degil, durmadan kendini tekrar eden biri haline geliyorum. yarin ölüme yaklasan yeni bir gun (ki bu benim basima asla gelmeyecek cunku ben kursun islemez birisiyim). portakal suyu ve kahve esliginde bir ceninin intihari bile goz kamastiriyor."

*
"ozverili olmamaliyim; kendi ozbenligimi gelistirmeliyim."

*
"var olmadigini kendime bile yeni yeni itiraf etmeye basladigim bir sey icin yas tutuyorum: anne sevgisi. yaptigim hicbir sey (evlenmek, "benim bir kocam var bu yuzden senin sevgine ihtiyacim yok" demek, yazmak: "bak senin icin bir kitap yazdim, senin bu, artik benimle gurur duyabilir, beni sevebilirsin" demek.) onun bana karsi olan sevgisizligini degistirmeyecek."

*
"ona bir basaridan bahsetmek neden boylesine yetersiz: cunku tek bir basari asla yeterli degildir: sevdigin zaman, ona suresiz olarak sahipsindir. onayladiginda, yalnizca tek eylemleri onaylarsin. yani onay ancak kisa surelidir." 

*
"sorun yaratiyorum. simdiki zamana hurmet etmiyorum."

*

yillar once basladigim sylvia plath'in gunluklerini nihayet bu adana gezimde bitirdim. birkac yila yayarak okudugum bu kitabin, son kisimlarinda (intiharindan 5-6 sene onceki zaman dilimi) yazarligi nasil da hastalikli bir takinti haline getirdigi, icine nasil da kapadigi, bastirmaya calistigi (annesine ve esine karsi olan) ofkesinin altinda ne kadar ezildigi acikca gorulebiliyor. yazik. ingiltere'ye tasinmadan evvel terapistiyle kat ettigi ilerlemeler ve psikoloji hakkinda kendisini gelistirmesi devam edebilseymis, belki de bambaska bir sylvia plath biyografisi beklermis bizi.

kendini kisitlayip, yazmak/bir seyler uretmek icin zorladigi zamanlar nasil da yok etmis aslinda kendisini. bir yandan da insan onun kelimeleriyle bu takintilarini okudugunda "aman be! yazamiyorsan yazma, baska yollar dusun" diyesi geliyor. oysa yazmak, sadece yazar olmak degildi onun icin. benim doktor olmamin altinda nasil bir kabul ve sevgi gorme arzusu, kendini kanitlama istegi gibi degisik etmenler varsa, sylvia plath'te de vardi iste. cok dogru bir annenin, yanlis yapa yapa ogrenen kiziyiz ne de olsa..

11.2.19

turkiye'ye buyuk umutlarla doneli bir yil olacak bu ay sonunda.
buyuk umutlar, buyuk korkular ve buyuk cesaretle..
her iste bir hayir vardir diyerek gecirdigim ve ailenin, sagligin, sevginin her seyden onemli oldugunu anladigim bir yil. artik o buyuk adimlar atilacak, o guzel insanlar o guzel atlara binip gidecekler.
umarim.

17.1.19

eskiden annem beni anlamiyor diyordum da aslinda ben onu anlamiyormusum. hayati hep kendimle alakali bir kavga haline getirmisim, oysa elimde cok kiymetli sanslar varmis. herkesin kendi sevme bicimi olabilecegini goremeyecek kadar kendi sevgi tanimima kafayi takmisim. 4 yasindan beri kendimi ailemden ayri gormem, yakin zamana dek devam etmis. ben kendimi bir turlu onlari ailem olarak kabul edememisim. tum kavgalarimiz, surtusmelerimiz, kirginliklarimiz, asiliklerim.. bundanmis.

babamla belki kavgali oldugumuz donemler icin biraz hak verebilirim, ama annem bunlari hic hak etmemis. hayatimda gordugum en sabirli, guzel kalpli, iyi niyetli, caliskan, durust ve iyimser insan. ben ise bir turlu onun kadar sakin ve iyimser kalamayan kizi.. acaba tum bunlar henuz 15 aylikken krese baslamam, bir turlu attachment'imi kuramamamdan mi kaynakli? terapistin soyledigi bu olmustu: bu anksiyetem, kaybetme korkum, annemden erken yasta ayrildigim icinmis.

neyse ne, olan oldu fakat ben kendimi artik bu kadar hirpalamak istemiyorum. annem gibi sakin kalabilmek istiyorum. biraz tevekkul. ama kime?

hayati hem ciddiye alip, hem de basima gelenlere sabretmek, her seye ragmen gulumseyebilmek istiyorum.
annem gibi.